Her hafta kendi kendime aynı sözü veriyorum: "Bu hafta biraz nefes alalım."
Siyasetten uzaklaşalım... Biraz hayattan, biraz sokaktan, biraz da insanlardan konuşalım diyorum. Sonra bir bakıyorum gündem yine cayır cayır. Bu hafta da öyle oldu.
Bir yanda CHP'de yaprak dökümü devam ediyor, diğer yanda yıllardır ekranlarda ahkâm kesen gazeteciler mahkeme koridorlarında savunma yapıyor, öte tarafta ise yıllarca "rafa kaldırıldı" denilen cinayet dosyaları birer birer yeniden açılıyor. İnsan ister istemez hepsini aynı haftanın içine sığdırmaya çalışıyor.
**
BU GİDİŞLE CHP'DE BELEDİYE KALMAYACAK
CHP'nin iç çatışmasında yaşadığı tablo şöyle:
Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasının ardından başlayan süreçte parti içindeki çatlaklar daha da büyüdü.
Kurultay tartışmaları, mutlak butlan kararları, Yeni Parti'nin kurulması, peş peşe gelen istifalar ve ardından belediye başkanlarının parti değiştirmesi derken CHP, kendi gündeminin içinde kayboldu.
Bu hafta İstanbul'dan gelen haberler de bunun son halkası oldu: Tuzla, Çekmeköy ve Şile belediyeleri AK Parti'ye geçti. Kılıçdaroğlu ise yine büyük bir sessizliğe gömüldü; süreci sabırla izliyor.

Bir partinin kendi iç kavgası nedeniyle belediyelerini, kadrolarını ve seçmen motivasyonunu aynı anda kaybetmeye başlaması artık sıradan bir tablo değil.
En çok da CHP seçmenine üzülüyorum.
Yıllarca "Atatürk'ün partisi" diyerek oy verdiği yapı bugün bir kez daha bölünmüş durumda.
Bir tarafta CHP, diğer tarafta CHP'den doğan Yeni Parti... Üstüne devam eden soruşturmalar, karşılıklı suçlamalar, istifalar ve transferler…
CHP seçmeni tam anlamıyla arafta desek yanlış olmaz.
CEM KÜÇÜK TUTUKLANINCA AKLIMA RASİM OZAN KÜTAHYALI GELDİ
Cem Küçük'ü anlatmaya gerek var mı bilmiyorum. Türkiye'de siyaset takip eden herkes onu tanıyor.
Ekranlarda AK Parti'yi her daim parti sözcülerinden daha sert savunan, tartışma programlarında kesin hükümler veren bir gazeteci profili...
Şimdi ise "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlamasıyla cezaevinde. Savcılığın tutuklama talebindeki iddialar şu şekilde:
-İBB soruşturmasına ilişkin gerçeğe aykırı olduğu öne sürülen açıklamalar,
-Fatih Keleş'in evindeki parke altından milyonlarca dolar çıktığı iddiası,
-Berkay Gezgin hakkında dile getirdiği para ve MASAK raporu iddiaları…

Mahkeme bu iddiaların ardından tutuklama kararı verdi. Ancak sosyal medyada en çok konuşulan hususlardan biri de mahkemede beyan ettiği aylık geliri oldu. Uzun yıllardır ekranlarda olan bir gazetecinin aylık gelirini 43 bin 600 lira olarak açıklaması duyanları şaşırttı.
Küçük’ün tutuklanmasının ardından Sözcü Gazetesi Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk'ten dikkat çeken bir iddia geldi.
Öztürk'e göre Cem Küçük'ün TGRT Haber ve Türkiye Gazetesi ile yollarının ayrılması ani bir karar değildi; programlarının kaldırılmasının ardından bu ayrılık zaten bekleniyordu.
Üstelik Öztürk, TGRT Haber'de sürecin bununla sınırlı kalmayacağını, kanaldan başka bir önemli programcının daha ayrılabileceğini iddia etti.
Zaman ne gösterecek, bakalım.
*
Cem Küçük'ü görünce aklıma ister istemez Rasim Ozan Kütahyalı geldi. Bir dönem o da ekranların en sert, en iddialı isimlerinden biriydi. Sonra "yasa dışı bahis", "kara para aklama", "örgüt kurmak/yönetmek" suçlarından tutuklandı. Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada kendisi hakkında "itirafçı oldu" iddiaları dolaşınca eşi Pınar Kütahyalı'nın yaptığı paylaşım dikkat çekti.

YILLAR SONRA GELEN ADALET
Daha önceki bir yazımda, Akın Gürlek göreve gelir gelmez yıllardır rafa kaldırılmış dosyaları yeniden açtırdığını da, "Demek ki istenince oluyormuş" demiştim.
Dün Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı son gelişmeleri duyurdu:Sadece üç ayda 25 dosya ve 28 cinayet aydınlatıldı.
Ayrıntılar insanın gerçekten tüylerini diken diken ediyor:
Yıllarca "kaza" denilen bir olayın cinayet çıkması,
24 yıllık bir dosyanın cezaevinden yazılan tek bir dilekçeyle yeniden açılması,
Çöpte bulunan bebeğin kimliğinin yıllar sonra topuk kanı kayıtlarından tespit edilmesi,
Olay yerindeki sigara izmaritinden alınan DNA'nın katili ele vermesi,
Bir cinayetin İstanbulkart ve HTS hareketlerinden çözülmesi...
Kimisinde teknoloji yeterli değildi, bazılarında önemli deliller atlanmıştı, bazıları bulandırılmış ve içinden çıkılmaz hale getirilmişti, kimisinde de belki üzerine gidilmesi gerektiği kadar gidilmemişti.
Yani dosyalar değil, "zamanaşımı" rafa kaldırıldı.
Umarım adalet mekanizmasında atılan bu önemli adımları ve güzel gelişmeleri, ülkemizde diğer alanlarda acilen çözülmesi gereken sorunlarda da görmek nasip olur.