Ülkemizde güzel şeyler de oluyor…
Enflasyon yeterince canımızı sıkarken hiç değilse gelecek adına umut veren gelişmelerin kıymetini bilelim.
Bu hafta, terörün sona erdirilmesine yönelik 12 maddelik “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” TBMM Adalet Komisyonundan geçti.
Elbette böylesine hassas bir süreçte herkes aynı düşünmek zorunda değil.
Yıllardır evladının yasını tutan bir şehit annesinin kaygısıyla sosyal medyada doğruluğu araştırılmadan yayılan iddiaları aynı kefeye koyamayız.
Vatanı uğruna uzvunu kaybetmiş bir gazinin sorusuyla siyasi hesaplar uğruna toplumu germeye çalışanların sözlerini de birbirinden ayırmak zorundayız.
Şehit ve gazi aileleri bu sürecin karşısında duran insanlar değil; bu meselenin acısını en ağır biçimde yaşamış insanlardır.
Onların kaygılanması, soru sorması, yapılan düzenlemelerin sınırlarını öğrenmek istemesi son derece doğaldır. Hatta herkesten daha fazla onların hakkıdır.
Ancak ortada olmayanı olmuş, ihtimali kesinleşmiş gibi anlatmak; insanların en hassas duygularını doğrulanmamış bilgilerle harekete geçirmek başka bir şeydir.
Bugün küresel dinamikler, sahadaki gerçekler ve sosyopsikolojik zemin ilk kez bu kadar güçlü biçimde kesişmiş durumda.
Rusya, Ukrayna savaşıyla uğraşırken…
ABD, Çin’le yürüttüğü küresel rekabete ve Orta Doğu’daki gelişmelere odaklanmışken…
İsrail’in Gazze’de yaptıkları dünya kamuoyunda büyük bir tepkiye neden olmuşken…
Sosyal medyanın gösterdiği şehirli ve konforlu hayat, bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde ve Orta Doğu coğrafyasında da gençlerin beklentilerini değiştirmişken…
Kürt gençleri de bireyselleşti dağda bir sığıntı gibi yaşamak ve ölmek istemiyor. Onların da hayalleri var. İstanbul’da, Antalya’da veya bir sahil şehrinde yaşamak, iyi bir şirkette çalışmak, para kazanmak, güzel giyinmek ve sosyal medyada gördükleri hayata ulaşmak istiyorlar.
Kısacası dağda sürünmek değil, şehirde yaşamak istiyorlar.
Bu nedenle terör örgütü PKK’nın yeni eleman bulması artık eskisi kadar kolay değil.
Devlet politikası sonucu 3 Eylül 2019’da Hacire Akar annenin, HDP/DEM aracılığıyla dağa kaçırıldığını söylediği çocuğu için başlattığı oturma eyleminin kısa sürede büyümesi, TSK’nın titiz çalışmalarıyla terör örgütünde çözülmeler başladı. Diyarbakır’dan yükselen o anne feryadı; Van’a, Muş’a, Şırnak’a, Hakkâri’ye, İzmir’e ve hatta Almanya’ya kadar ulaştı.
Annelerin güçlü iradesi, örgüt içerisindeki çözülmenin toplumsal yüzü oldu.
Bayraktar SİHA’ların ordumuza kazandırdığı güç ile ülke içinde ve sınır ötesinde gerçekleştirilen başarılı kara ve hava operasyonları birleşince terör örgütü PKK ve uzantılarının hareket alanı önemli ölçüde daraldı. Örgüt ağır kayıplar verdiği gibi psikolojik üstünlüğünü de kaybetti.
Yani Türkiye, terörle mücadelede sahadaki savaşı kazandı.
Kendilerini finanse edip destekleyen, yukarıda saydığım ülkeler kendi derdiyle meşgulken, köşeye sıkışan eli kanlı terör örgütünün önünde de silah bırakmaktan başka gerçekçi bir seçenek kalmadı.
İşte tam da bütün şartlar böylesine uygun hâle gelmişken bu tarihî fırsatı sağduyuyla değerlendirelim.
Bırakalım içte birlik güçlensin.
Bırakalım bu vatanın evlatlarını teröre daha fazla kurban vermeyelim.
Bırakalım ülkenin enerjisi teröre değil, refaha harcansın.
Bırakalım artık emperyal güçlerin bölgedeki hesaplarına malzeme olmayalım.
Elbette süreç eleştirilebilir. Eksikleri söylenebilir. Yanlışları sorgulanabilir. Hatta sorgulanmalıdır da…
AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler de 12 maddelik kanun teklifini açıklarken eksiklerin olabileceğini, yapıcı eleştiri ve önerilere açık olduklarını söyledi.
Öyleyse yapılan her eleştiriyi sürece karşı çıkmak olarak görmek ne kadar yanlışsa, henüz kesinleşmemiş ihtimalleri gerçekmiş gibi topluma sunmak da o kadar yanlıştır.
Bu süreç, sesleri bastırarak değil; soruları cevaplandırarak güçlenir.
ORTADA GENEL AF YOK
Neymiş efendim, Öcalan salıverilecekmiş…
Neymiş efendim, “teröristlere genel af” geliyormuş…
PKK’sından FETÖ’süne kadar terör saldırılarının emrini verenler ve güvenlik güçlerimizi şehit edenler ellerini kollarını sallayarak dışarı çıkacakmış…
Mevcut teklifin içerisinde böyle bir genel af düzenlemesi yok.
Öcalan’ın serbest bırakılmasına ilişkin bir hüküm de bulunmuyor. İmralı’daki mahkûmiyeti devam ediyor.
Bu arada şu sıralar bir iddia konuşuluyor:
Selahattin Demirtaş mı, dağdaki ağabeyi Nurettin Demirtaş mı, yoksa her ikisi birden mi siyasi sürecin içerisinde yer alacak?
Kulislerde Demirtaş kardeşlerin siyasi süreçte rol alabileceği iddia ediliyor. Nurettin Demirtaş da dört gün önce verdiği röportajda, “Silahı bıraktık, sorumluluk yükümüz arttı” diyerek mücadelelerini siyasi alanda sürdürmek istediklerini ve bu konuda kararlı olduklarını söyledi.
Sürece ilişkin dikkatli ve olumlu mesajlar verdi.
Acaba Bakanlığın duyurduğu 200 kişilik listenin içerisinde mi?
Bilmiyoruz.
Bilmediğimiz konuda kesin hüküm vermek yerine doğrusunun açıklanmasını beklemek gerekir.
Çünkü soru sormak başka, cevabı bilinmeyen sorular üzerinden korku üretmek öyleymiş gibi göstermek başkadır. Kim bilir belki de sadece tansiyonu yükseltemek için ortaya atılmış bir iddiadır.
12 MADDELİK YASADA GÖZLERİMİN ARADIĞI EKSİK
Çerçeve yasayı okuyup inceledim.
Maddelerin bazılarının ucu açık bırakılmış. Özellikle 3, 6 ve 7’nci maddelerde yürütmeye ve süreci takip edecek kurula geniş bir hareket alanı tanındığı görülüyor.
Üçüncü maddede soruşturma ve kovuşturmaların hangi objektif ölçütlere göre erteleneceği tam olarak açıklanmıyor. Hangi suçların kapsama gireceği yalnızca ceza üst sınırları üzerinden ayrılıyor; suç türleri tek tek sayılmıyor.
Altıncı maddede, infazı ertelenen kişinin yeniden terör suçu işlemesi hâlinde ertelemenin iptal edileceği belirtiliyor. Ancak aynı kişinin erteleme süresi içerisinde başka bir suç işlemesi durumunda ne olacağı açıkça yazılmıyor. İnfazı ertelenen kişilerin nasıl takip edileceği ve hangi denetimlere tabi tutulacağı da uygulamaya bırakılıyor.
Yedinci madde ise en geniş hareket alanını tanıyan bölüm.
“İhtiyaç hâlinde alt komisyonlar oluşturulabilir”, “Gerekli görülen kişiler davet edilebilir” ve “Örgüt nezdindeki ilerlemeyi sağlamak üzere alt komisyonlarda görevlendirme yapılabilir” gibi ifadeler, süreci yönetecek kurula oldukça geniş bir siyasi ve operasyonel esneklik sağlıyor.
Yani çerçeve yasa; sahadaki gelişmelere ve siyasi şartlara göre sürecin şekillendirilebilmesi, ortaya çıkabilecek eksiklerin hızlı biçimde tamamlanabilmesi ve kanunun çizdiği sınırlar içerisinde daha esnek hareket edilebilmesi amacıyla böyle hazırlanmış görünüyor.
Bugün ihtiyaç duyulmayan bir düzenleme yarın gerekli hâle gelebilir. Bugün çözüldüğü düşünülen bir mesele, sahadaki gelişmelere göre yeniden ele alınabilir.
Bu nedenle metnin her ayrıntıyı şimdiden kesin hükümlerle bağlamaması anlaşılabilir.
Ancak 12 maddelik yasayı okurken gözlerim şehit ve gazi ailelerini içeren bir madde aradı.
BULAMADIM.
Keşke yasaya onlar için de ayrı bir madde eklenseydi.
Keşke süreç boyunca düzenli olarak bilgilendirilmeleri, görüşlerinin alınması ve kurulacak komisyonlarda temsil edilmeleri açık bir hükme bağlansaydı.
Çünkü şehit ve gazi aileleri bu sürecin kenarında tutulabilecek herhangi bir toplumsal kesim değildir.
Onlar, terörün bu ülkeye ödettiği bedelin yaşayan hafızasıdır.
Bu ailelerin kaygılarını dile getirmesi süreci bozmaz. Tam tersine, kaygılarının dinlenmesi ve sorularının açıkça yanıtlanması sürece duyulan güveni artırır.
Çerçeve yasanın esnek hazırlanmış olması, bu eksikliğin ilerleyen aşamalarda giderilmesine imkân tanıyor olabilir. Ben de sürecin devamında böyle bir düzenlemenin yapılacağını düşünüyorum.
Ama keşke daha en başından yapılsaydı. Çünkü bu kadar ucu açık bir yasa, duyulan güveni zayıflatıyor, acaba dedirtiyor, bambaşka algılar ve hissiyatlar oluşuyor.
Yıllardır kanayan yaralarını bir nebze olsun dindirmek için…
Evlatlarının hatırasının hiçbir pazarlığın veya siyasi hesabın konusu olmadığını açıkça göstermek için…
Ve bu yolun, onların acıları görmezden gelinerek değil; onların rızası, duası ve sözü alınarak yürüneceğini anlatmak için…
Terörsüz bir Türkiye hepimizin ortak arzusu.
Fakat bu hedefe yürürken yalnızca silahların susması yetmez.
Acıların da duyulması gerekir.