Pembe Boynuzlardan Maden İşçilerine

YAYINLAMA
11 Ağustos 2026 00:31
GÜNCELLEME
11 Ağustos 2026 00:44

İlginç bir haftaydı…

Bir kadın, kadınlıktan erkekliğe geçiş sürecini anlatıyordu. Göğüslerini aldırmasından hormon ilaçlarıyla sakallarının nasıl çıktığına, geçirdiği ameliyatlardan önünde duran yeni operasyonlara kadar bütün süreci en ince ayrıntısıyla paylaşıyordu.

Ardından YouTube’da kısa bir belgesel çıktı karşıma. Orada da bir çocuğun erkeklikten kadınlığa geçiş hikâyesi anlatılıyordu.

İnsanın hem tercihlerini hem bedenini baştan sona değiştiren böylesine ağır süreçlerin, artık günlük bir bakım rutini anlatır gibi rahatlıkla paylaşılması ilgimi çekti.

Sonra bir mağazada 12 yaşlarında bir kız çocuğuna rastladım.

Annesini herkesin içinde azarlıyordu:

“Bu kadar yeter! Karışamazsın. Ben istediğim her şeyi alacağım, sen de ödeyeceksin.”

Anne, “Ya sabır…” der gibi omuzlarını silkti. Ellerini pantolonunun ceplerine koydu ve kızının peşinden yürüdü.

Üzülmek, acımak ve ürkmek arasında kaldım.

Çocuğa mı üzüleyim, annesine mi acıyayım, yoksa anne ile çocuğun rollerinin bu kadar kolay yer değiştirmesinden mi ürkeyim, bilemedim.

**

Kentpark’ta bu kez 8-9 yaşlarında iki kız çocuğu gördüm.

Birinin üzerinde beyaz kısa bir tişört, onun üzerinde de son derece parlak pembe bir sütyen vardı. Altında ise yaşından çok daha büyüklerin giydiği, poposunun yarısı görünecek şekilde oldukça kısa ve uçları saçaklı bir kot şort… Dudağında koyu pembe ruj vardı. Saçları ise iki yandan topuz yapılmıştı.

Diğer küçük kız, arkadaşına göre daha usturuplu giyinmişti. Beyaz kısa bir tişörtün altında diz üstünde biten normal bir kot şort vardı.

Onda takıldığım tek ayrıntı, başındaki pembe şeytan boynuzlu taçtı.

Çocuklara arkamı dönüp yürürken aklıma, sahnede tercih ettikleri aşırı cüretkâr kıyafetler nedeniyle haklarında dava açılan Manifest grubu geldi.

Ardından “Yaşanacaksa Yaşanacak” şarkısıyla Çıtır Kızlar…

“Delisin” şarkısıyla Cici Kızlar…

Sonra da “Tempo” şarkısıyla Hepsi Grubu…

Her dönemin kendisine has aykırı veya değişik bir stili vardı.

Değişen tek şey şarkı sözleri ve ebeveyn-çocuk rolleri değil. Kostümlerin açıklığı, bedenin sunuluş biçimi ve çocukların bu görüntülere ulaşma yaşı da değişmişti.

Bütün bunlar kafamdan geçerken doğrudan karşımdaki mağazanın vitrininde bir elbise gördüm.

Rengi güzeldi.

Deseni güzeldi.

Uzunluğu da gayet iyiydi.

Ama göğüs dekoltesi o kadar derindi ki kafamdan, “Acaba alıp terziye götürüp düzelttirebilir miyim?” dedim. Sonra da öyle yapacağıma direkt baştan kumaş seçip istediğim tarzda yaptırırım, daha iyi, dedim.

Kendime göre bir şey bulamayacağımı vitrinden anladım ama yine de mağazaya girdim.

Öyle de oldu. Bir şey bulamadan çıktım.

Sonra kendi kendime şöyle dedim:

“AVM’lerde düzgün kıyafet yok ki çocuklar, gençler ne yapsın?”

Çocukların ve gençlerin ne giydiğini eleştirmek kolaydı ama gerek medya ve sanal dünya, gerek moda dünyası, gerek mağazalar olsun; bebeklere, çocuklara ve gençlere başka ne sunuyordu?

Ya gereğinden kısa, ya gereğinden açık, ya iç çamaşırı tarzı ya da herkes birazdan gece kulübüne gidecekmiş gibi tasarlanmış kıyafetler…

Tercih dediğimiz şey, önümüze konulanlar arasından yapılıyorsa ne kadar özgür bir tercihti?

Ben yine dönüp bizden daha edepli kıyafetler üretip giyen Batılı ve Asyalı markalara kaldım.

Evet, yanlış okumadınız.

Batılı markalara…

**

İlginç bir hafta demiştim, değil mi?

Devlet Bahçeli’nin ne kadar yaşlandığını, katıldığı bir düğünün görüntülerini izlerken fark ettim.

MHP Ankara İl Başkanı Alparslan Doğan’ın oğlu Enes Doğan’ın düğününde Devlet Bahçeli, AK Parti Ankara Milletvekili Fuat Oktay ve TBMM Başkanvekili Celal Adan nikâh şahitliği yaptı.

Düğüne 20 bin kişi katılmış.

Gelin hanım biraz geriden takip etti ama damat bey Bahçeli’ye sadakatini gösterip elini öpmeyi ihmal etmedi.

**

Bir de Doruk Madencilik işçileri vardı…

Doruk Madencilik, Yıldızlar SSS Holding’e bağlı Yunus Emre Termik Santrali bünyesinde faaliyet gösteriyor.

İşçilerin mağduriyetini unutan varsa hatırlatalım.

31 Ağustos 2023’te ödenmeyen maaşlar, düzensiz yatırılan sigorta primleri, tazminat hakları ve toplu işten çıkarmalar nedeniyle tepki gösteren madenciler, kendilerini yer altındaki maden ocağına kapatarak ilk açlık grevlerini başlattı.

Şirketin taahhütte bulunması üzerine eylem beşinci gününde sonlandırıldı.

Fakat verilen sözler tutulmadı.

İşçiler, 20 Nisan 2026’da bu kez Ankara’da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde ikinci kez açlık grevine başladı.

Bakanlıkların garantörlüğünde hazırlanan protokoller üzerine eylemler askıya alındı ve sonlandırıldı.

Sonlandırıldı sonlandırılmasına ama verilen sözler yine tutulmadı.

Aradan iki ay geçti.

Alacakları ödenmeyen işçiler, bu kez Çankaya Belediyesi önünde eylem yaptı.

Şirketin resmî hesabından yayımlanan açıklama ise aslında çok da şaşırtıcı değildi.

Hatta ben bu retoriğin daha ilk eylem sırasında kullanılmasını bekliyordum.

Dünyanın neresine giderseniz gidin, zengin her yerde zengin işte…

Çalışanlarının hakkını vermeyen şirket, yaptığı açıklamada işçileri suçladı. Bir de üstüne, sadaka değil, lütuf değil, kendi emeklerinin karşılığını isteyen bu işçilere dava açtığını duyurdu.

Diyecek söz bulamıyorum doğrusu.

Yorumlar (0 yorum)
Yorum kurallarını okudum ve kabul ediyorum.
Henüz yorum eklenmemiş, ilk yorum ekleyen siz olun.