Bazı tarihler takvim yapraklarında kalmaz, hafızaya kazınır; 29 Ekim gibi…
Yokluklarla boğuşan bir milletin ayağa kalkma, kendi kaderine sahip çıkma kararlılığının günüdür bugün. Cumhuriyet, yeni bir ülke kurma iradesinin adıdır!
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, bağımsızlığından vazgeçmeyen bu millet, kendi geleceğine sahip çıkacağını bütün dünyaya haykırdı.
Ve bu haykırışın merkeziydi Ankara…
**
İstanbul işgal altındayken, Anadolu’nun ortasında parlayan bu şehir, bir milletin umuduna ev sahipliği yaptı. Ankara, yalnızca bir karargâh değildi; bağımsızlık mücadelesinde aklın, inancın ve kararlılığın buluştuğu yerdi.
23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi burada açıldı. Milli irade, savaşın en zor günlerinde Ankara’dan dünyaya seslendi. Milletin kaderinin saraylardan, işgal kuvvetlerinden ya da başkalarının kararlarından değil, kendi iradesinden doğacağı ilan edildi.
Ardından büyük mücadele geldi. Cephelerde verilen savaş, Anadolu’nun dört bir yanındaki fedakârlıklar ve bağımsızlık uğruna ödenen çok ama çok ağır bedeller…
Ankara, tüm bu mücadelenin merkezindeydi.
13 Ekim 1923’te başkent ilan edildiğinde yalnızca bir şehrin statüsü değişmedi. Türkiye’nin yönü de netleşti. Yüzünü Anadolu’ya dönen, geleceğini kendi iradesiyle kurmaya hazırlanan bir ülkenin başkenti artık Ankara’ydı.
Ve bundan tam 16 gün sonra, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi.
Ankara’da başlayan büyük yürüyüş, yeni bir devletin kuruluşuyla tarihi bir dönüm noktasına ulaştı.
**
Bugün Ankara’da dolaşırken bu tarihi zaman zaman yeniden hatırlamak gerekiyor.
Ulus’ta ilk Meclis binasının önünden geçerken o günlerin imkânsızlıklarını düşünmek… Cumhuriyet’in ilan edildiği günlerde Ankara’nın mütevazı sokaklarında nasıl büyük hayaller kurulduğunu hatırlamak…
Bir yanda yokluk, diğer yanda bağımsızlık inancı vardı. Bir yanda savaşın yorgunluğu, diğer yanda yeni bir ülke kurma heyecanı…
Cumhuriyet işte bu şartlarda doğdu.
Bu nedenle Ankara’nın Cumhuriyet’le kurduğu bağ, yalnızca tarih kitaplarında kalan bir hatıra değildir. Şehrin kimliğinde, meydanlarında, Meclis’inde ve Anıtkabir’de yaşayan bir hafızadır.
Ancak tarihi miras, yalnızca geçmişle övünmek için taşınmaz. Bize bugün ne yapmamız gerektiğini de hatırlatır.
**
Düşünmemiz gereken bir diğer konu da Cumhuriyet’in kuruluşundaki iradeyi bugün nasıl yaşatacağımızdır?
Gençlerin geleceklerini başka ülkelerde aramak zorunda kalmadığı, emeğin karşılığını bulduğu, bilimin ve eğitimin güçlendiği, adalet duygusunun herkes için karşılık bulduğu bir Türkiye kurabiliyor muyuz?
Ankara, geçmişte bağımsızlık mücadelesinin merkezindeydi. Bugün de aklın, bilimin, üretimin, hukukun ve ortak geleceğe duyulan güvenin merkezi olma sorumluluğunu taşıyor.
Cumhuriyet’i yaşatmak, yalnızca bayramlarda bayraklarımızı dalgalandırmakla sınırlı olmamalı. O bayrağın altında yaşayan herkesin kendini güvende, özgür ve eşit hissettiği bir ülke için çalışmak gerekiyor.
Başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Milli Mücadele’nin tüm kahramanlarını rahmet ve saygıyla anıyorum.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun…