Bir işletmenin kapısına kilit vurulduğunda yalnızca bir tabela inmiyor! Bir ailenin geçim kaynağı, çalışanların umudu, yılların emeği ve bazen de bir ömürlük tecrübe kapanıp gidiyor maalesef…
Ekonominin gerçek fotoğrafı biraz da burada saklı diye düşünüyorum.
Son dönemde hayat pahalılığını, yüksek maliyetleri, krediye erişim sorunlarını ve piyasadaki daralmayı konuşuyoruz. Esnafından sanayicisine kadar herkesin gündeminde benzer bir soru var: Bu şartlarda işimizi nasıl sürdüreceğiz?
Şimdi bir rapor, bu sorunun neden daha fazla konuşulması gerektiğini ortaya koyuyor.
**
Allianz Trade’in Küresel İflas Görünümü 2028 raporuna göre Türkiye’de şirket iflaslarının 2026 yılında yüzde 31 artarak 2 bin 800’e ulaşması bekleniyor.
2025 yılında 2 bin 131 olan şirket iflası sayısının bu yıl daha da yükselmesi öngörülüyor. Yılın ilk yarısında kaydedilen yüzde 44’lük artış da tablonun ciddiyetini gösteriyor.
Üstelik Türkiye, şirket iflaslarındaki artış oranıyla Tayvan ve İsviçre’nin ardından dünyada üçüncü sırada!..
Raporda 2027 yılında yüzde 7, 2028 yılında ise yüzde 2 düşüş tahmin edilmesi ekonomi kurmaylarının açıklamalarıyla doğru orantılı. Ancak bu düşüş beklentisi, şirket iflaslarının tarihsel olarak yüksek seviyelerde kalacağı gerçeğini ortadan kaldırmıyor.
**
Peki Ankara bu tablonun neresinde?
Başkent denildiğinde çoğu zaman kamu kurumları, siyaset ve bürokrasi akla geliyor. Oysa Ankara aynı zamanda çok güçlü bir sanayi ve ticaret şehri.
OSTİM’de, İvedik’te, Siteler’de, Sincan’da, Akyurt’ta üretim yapan işletmeler var. Küçük atölyelerden büyük sanayi kuruluşlarına, tedarikçilerden hizmet sektörüne kadar geniş bir ekonomik ağdan söz ediyoruz ubrada.
Bu işletmeler sadece sahiplerine kazanç sağlamıyor. Çalışanlarına iş veriyor, başka işletmelerden mâl ve hizmet alıyor, üretim zincirinin devamını sağlıyor.
Bir atölyenin üretimi durduğunda yalnızca o atölye etkilenmiyor. Tedarikçi, hizmet aldığı firma, yanında çalışan işçi ve o işçinin ailesi de bu tablonun bir parçası oluyor.
Bu nedenle şirket iflaslarını yalnızca ticari bir sonuç olarak değerlendirmek eksik kalır. Mesele aynı zamanda istihdam, üretim ve şehir ekonomisinin geleceğidir.
**
Elbette her işletmenin ayakta kalması mümkün olmayabilir. Ekonomide değişim, rekabet ve ticari risk vardır. Ancak üretmek isteyen, istihdam sağlayan, yatırım yapmaya çalışan işletmelerin finansmana erişememesi, maliyetler karşısında zorlanması ve geleceğini öngörememesi üzerinde düşünmemiz gereken bir mesele.
Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin dayanma gücü, ekonominin genel sağlığı açısından belirleyici.
Bu noktada Ankara Sanayi Odası (ASO), Ankara Ticaret Odası (ATO) ve Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) gibi kurumların sahadan gelen değerlendirmelerine ve uyarılarına daha dikkatli kulak vermek gerekiyor.
Ankara’nın üretim kapasitesini korumak istiyorsak yalnızca yeni yatırımları konuşmak yetmez. Mevcut işletmelerin yaşaması, büyümesi ve rekabet edebilmesi için de şartları iyileştirmek gerekiyor.
Sözün özü:
Kapanan her işletme, kaybedilen bir üretim kapısıdır. Ankara’nın da çarkları durmasın istiyorsak bu kapıların kapanmasını önleyecek adımları bugünden atmalıyız.