Ankara sokak isimlerinde neden bu kadar tarih var?
Ankara sokak isimlerinde neden bu kadar tarih var, Cumhuriyet ideolojisi bu isimlerle nasıl verildi, kaybedilen topraklar başkentte hangi mantıkla yaşatılıyor?
Ankara’da her gün önünden geçtiğimiz sokak tabelaları, yalnızca bir adres bilgisi değil; Cumhuriyetin kuruluş ideolojisini, Milli Mücadele’nin rotasını ve kaybedilen topraklara duyulan özlemi yansıtan sessiz birer tarih belgesi olarak karşımıza çıkıyor. Kentin planlanması sürecinde sokak isimleri, özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarında, “ulus inşası” ve yeni rejimin değerlerini halka anlatma aracı olarak sistematik biçimde kullanıldı.
ANKARA CUMHURİYETİN VİTRİNİ OLARAK PLANLANDI
Ankara, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti için adeta “sıfırdan açılmış bir sayfa” olarak görüldü. Osmanlı’nın çok katmanlı, imparatorluk mirasını taşıyan eski başkenti İstanbul’un aksine Ankara, kurucu kadro için modern, laik ve ulusal bir devletin sahneye çıkacağı ana dekor olarak tasarlandı. Bu nedenle şehir planlaması, sadece fiziksel alan düzenlemesi değil, aynı zamanda ideolojik bir mühendislik çalışması olarak ele alındı.
Jansen Planı olarak bilinen ve 1930’lu yıllarda uygulanmaya başlanan şehir planı, yalnızca meydanları, bulvarları ve kamu binalarını değil, bu akslara verilecek isimleri de içeriyordu.
“Cumhuriyet”, “İstiklal”, “Hürriyet”, “Meşrutiyet”, “İnkılap” gibi kavramsal isimler, rastgele seçilmiş ifadeler değil; halka yeni rejimin temel kavramlarını her gün hatırlatan, adeta sokak tabelasına yazılmış birer vatandaşlık dersi niteliğindeydi.
Bu isimlendirme politikasıyla verilmek istenen ana mesaj netti: “Artık padişahın kulları değil, Cumhuriyetin özgür yurttaşlarıyız.” Böylece, kentin ana arterleri üzerinden rejimin kimliği, gündelik hayatın ayrılmaz parçası haline getirildi.

SOKAK İSİMLERİ İDEOLOJİK BİR ARAÇ OLARAK KULLANILDI
Ankara’da sokak isimleri, yalnızca yön bulmayı sağlamıyor; devletin vatandaşına neyi “normal”, neyi “makbul”, neyi “bizden” göstermeye çalıştığını da açığa çıkarıyor.
Özellikle erken Cumhuriyet döneminde:
- Kavramsal isimler üzerinden rejimin değerleri,
- Tarihsel mekân isimleri üzerinden Milli Mücadele hafızası,
- Kişi isimleri üzerinden de “ideal vatandaş” profili kodlandı.
Bu çerçevede Ankara, sokak isimleriyle vatandaşına sürekli şu üç ekseni hatırlatan bir kurguyla ele alındı:
- “Nereden geldik?” (Osmanlı ve Balkanlar),
- “Nasıl kurtulduk?” (Milli Mücadele),
- “Nereye gidiyoruz?” (Cumhuriyet ve çağdaşlaşma).

KAYBEDİLEN TOPRAKLAR ANKARA’DA İSİMLE YAŞATILDI
Ankara’nın birçok semtinde karşımıza çıkan “Tuna”, “Meriç”, “Selanik”, “Bosna”, “Üsküp”, “Batum” gibi Türkiye sınırları dışında kalan şehir ve nehir isimleri, Cumhuriyetin kurucu kuşağının kolektif hafızasını yansıtıyor. Bu isimler, sadece bir nostalji unsuru değil; imparatorluktan ulus devlete geçişin yarattığı kırılmanın da sembolü.
Cumhuriyetin birinci kuşağının önemli bir bölümü, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Balkan kökenliydi. Balkan Savaşları ve 1. Dünya Savaşı sonrasında kaybedilen bu topraklar, onların zihninde ve duygusal dünyasında “vatan”ın parçası olmaya devam etti. Sınırlar değişmiş, siyasi harita daralmış olsa da bu coğrafyalar, başkentin sokaklarında isimleriyle yaşatıldı.
Bu yaklaşım, teknik anlamda bir “tapu devri” olmasa da, sembolik olarak “unutmama” ve “kopmama” iradesinin şehir ölçeğine yansıması olarak yorumlanıyor. Bir anlamda Ankara’da atılan her adımda, Lozan sonrası çizilen haritanın dışında kalmış yerlerle duygusal bir bağ sürdürülüyor.

MİLLİ MÜCADELE SOKAK TABELALARINA YAZILDI
Başkent Ankara, Milli Mücadele’nin siyasi ve askeri kararlarının alındığı merkezdi. Bu durum, sokak isimlerine de doğrudan yansıdı. Kentin birçok ana caddesi ve sokağı, Kurtuluş Savaşı’nın kritik cephelerini, muharebelerini ve komutanlarını hatırlatacak şekilde adlandırıldı.
“Sakarya”, “Dumlupınar”, “Anafartalar” gibi isimler, yalnızca bir güzergâhı tarif etmiyor; bağımsızlığın askeri olarak nasıl kazanıldığını günlük yaşamda görünür kılıyor. Bu hattı tamamlayan “Fevzi Çakmak”, “Kazım Karabekir” gibi komutan isimleri ile “Ziya Gökalp”, “Namık Kemal” gibi fikir önderlerinin adları, savaşın yalnızca cephede değil, zihinlerde de verildiği mesajını taşıyor.
Bu isimlendirme, Milli Mücadele’yi sadece tarih kitaplarına hapseden değil, şehrin dokusuna işleyen dinamik bir hafıza politikası olarak dikkat çekiyor. Ankara sokaklarında yürüyen bir kişi, farkında olmadan Kurtuluş Savaşı’nın kronolojisi içinde de dolaşıyor.
ULUSLARARASI SİYASET DE TABELALARA YANSIDI
Ankara’daki sokak isimleri yalnızca iç politik hafızayı değil, dış politikayı da yansıtıyor. Özellikle büyükelçiliklerin bulunduğu bölgelerde karşımıza çıkan “Cinnah”, “Kennedy”, “Simon Bolivar” gibi isimler, dönemsel dış politika tercihlerinin ve diplomatik ilişkilerin izini de sürmemize olanak tanıyor.
Bu isimler, Türkiye’nin Soğuk Savaş denklemi içindeki konumlanmasından, “bağlantısızlık”, “dostluk” ve “kalkınma” söylemlerine kadar pek çok jeopolitik mesajı satır aralarında taşıyor. Böylece Ankara, yalnızca ulusal hafızayı değil, uluslararası ilişkiler tarihini de sokak tabelalarına not düşen bir başkent kimliği kazanıyor.

TARİHSEL İSİMLER KATEGORİLERE AYRILIYOR
Ankara’daki sokak isimleri incelendiğinde, net biçimde birkaç ana kategoride toplandığı görülüyor:
Rejim & İdeoloji: “Cumhuriyet”, “Meşrutiyet”, “İnkılap”, “İstiklal” gibi isimler, yeni devletin yönetim biçimini, ulusal egemenlik vurgusunu ve modernleşme hedefini temsil ediyor.
Milli Mücadele: “Anafartalar”, “Sakarya”, “Dumlupınar” başta olmak üzere pek çok cadde, bağımsızlık savaşının dönüm noktalarını harita üzerine işliyor.
Kaybedilen Vatan: “Tuna”, “Selanik”, “Üsküp”, “Batum”, “Bosna” gibi isimler, kaybedilen toprakların gönül coğrafyasında yaşatıldığını gösteriyor.
Uluslararası Dostluk: “Cinnah”, “Kennedy”, “Simon Bolivar” gibi figürler, dönemsel ittifakları ve diplomatik yakınlaşmaları sembolize ediyor.
Bu sınıflandırma, Ankara’nın sokak isimleri üzerinden okunabilecek alternatif bir “yakın tarih atlası” sunuyor.

ANKARA’DA KAYBOLMAK TARİHTE YOLCULUĞA DÖNÜŞÜYOR
Şehir plancıları ve karar vericiler, özellikle Cumhuriyetin ilk dönemlerinde Ankara’yı gezen birinin, sadece bir kentte değil, aynı zamanda genç devletin hikâyesi içinde dolaşmasını hedefledi. Bu yüzden Ankara’da kaybolmak, çoğu zaman yakın tarihin içinde bir rota çizmek anlamına geliyor.
Vatandaşın gündelik yaşamında sürekli karşılaştığı bu isimler, farkında olunmasa bile bir “hafıza eğitimi” işlevi görüyor. Okula giderken “İnkılap”, işe giderken “Cumhuriyet”, eve dönerken “Sakarya” tabelasının altından geçen bir kentli, her gün bir ulusal kimlik anlatısının içinden geçerek yaşıyor.
Bu tablo, Ankara sokak isimlerinin mevzuata dayalı bir idari düzenleme olmanın ötesine geçtiğini; ideolojik tercihleri, tarih yazımını ve kolektif hafızayı şekillendiren bilinçli bir araç olarak kullanıldığını ortaya koyuyor.