Ankara protokol yolu’nda yaşamak: Esenboğa güzergâhında sirenlerle sınanan hayat

Ankara Esenboğa Protokol Yolu üzerindeki apartmanlarda yaşamak gerçekten ayrıcalık mı, yoksa bitmeyen sirenler ve kesilen yollarla dolu bir şehir işkencesi mi?

EP
Esra Polat Editör
YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Ankara protokol yolu’nda yaşamak: Esenboğa güzergâhında sirenlerle sınanan hayat
EP
Esra Polat Editör

Ankara’da Esenboğa Havalimanı ile şehir merkezi arasındaki Protokol Yolu üzerinde yaşayanlar, günün her saati siren sesleri, eskort konvoyları ve zaman zaman kapatılan kavşaklarla karşı karşıya kalıyor. Devletin vitrininde yer alan bu güzergahta apartman sakinleri, hem yüksek emlak değerleri hem de ağır gürültü yükü arasında sıkışmış bir hayat sürüyor.

ANKARA PROTOKOL YOLU DEVLETİN VİTRİNİ OLARAK KULLANILIYOR

Ankara Esenboğa Yolu, sadece havalimanı bağlantısı olmaktan çıkıp, devletin resmi yüzü olarak konumlanıyor. Yurt dışından gelen devlet başkanları, bakanlar, üst düzey heyetler ve diplomatik misyonlar, kente çoğunlukla bu hat üzerinden giriş yapıyor. Bu nedenle yolun fiziki görünümü, peyzaj düzeni ve asfalt kalitesi sürekli gözetiliyor, bakım ve yenileme çalışmaları öncelikli ilerliyor.

Yol güzergâhında yer alan Pursaklar, Keçiören ve Aydınlıkevler hattındaki apartmanlar, kağıt üzerinde “havaalanına yakın, merkezi, prestijli aks üzerinde” olarak tanımlanıyor. Ancak günlük yaşam pratiğinde, bu prestijin bedeli yüksek gürültü, yoğun trafik ve sık sık uygulanan trafik kısıtlamalarıyla ödeniyor. Ankara’nın bürokratik ağırlığı, bu hattaki evlerin içine kadar giriyor.

GÖRSEL DÜZEN SAĞLANIYOR AMA İŞİTSEL KAOS BİTMİYOR

Protokol Yolu’nun en dikkat çekici yönü, göz alıcı düzeniyle çelişen işitsel kaosu oluşturuyor. Yol kenarındaki orta refüjler düzenli olarak bakıma alınıyor, mevsimlik çiçekler yenileniyor, peyzaj çizgisi bozulmuyor ve asfalt mümkün olduğunca pürüzsüz tutuluyor. Özellikle gece iniş ve kalkışları yoğunlaştığında, ışıklandırma ve düzgün yol yapısı, kente gelen yabancı heyetlere “düzenli başkent” imajı veriyor.

Ancak aynı hatta yer alan apartman sakinleri için durum çok daha farklı yaşanıyor. Konvoyların sirenleri, eskort araçlarının ani hızlanmaları, özellikle gece geç saatlerde ve sabaha karşı yapılan hareketler, bölgede sürekli bir ses duvarı yaratıyor. Ankara’nın daha iç mahallelerinde rastlanan nispi sessizlik, Protokol Yolu üzerinde neredeyse hiçbir zaman tam olarak sağlanamıyor.

SİREN SESLERİ EVLERE FON MÜZİĞİ OLARAK GİRİYOR

Bu güzergahta yaşayanlar için siren sesi, hayatın doğal fon müziğine dönüşüyor. Zaman içinde, apartman sakinlerinin siren tonlarından geçen konvoyun niteliğini kestirebilir hale geldiği anlatılıyor. Daha standart, tekdüze sirenler genellikle ambulans ve itfaiye gibi acil durum araçlarına işaret ederken; kesik kesik, agresif ve sık tekrar eden sirenler çoğu zaman polis eskortuna ait oluyor.

Sirenlerin “senfonik” hale geldiği, birbiri ardına dizilen araçların farklı ton ve şiddette siren çaldığı anlar ise yüksek düzey protokol geçişlerini haber veriyor. Bu anlarda camların titrediği, televizyon sesinin bastırıldığı, hatta evin içindeki konuşmaların yarıda kesildiği ifade ediliyor. Özellikle eski binalarda ses yalıtımı yetersiz kaldığı için, sirenlerin etkisi kat kat artıyor.

YOL KESMELER GÜNLÜK YAŞAMI DOĞRUDAN ETKİLİYOR

Ankara Protokol Yolu üzerindeki yaşamı zorlaştıran unsurlardan biri de konvoy geçişlerine bağlı yol kesmeler oluyor. Önemli bir devlet büyüğünün veya yabancı heyetin güzergâh üzerinde ilerlemesi sırasında, ana yolun yanı sıra bağlantı yolları ve kavşaklar da geçici olarak trafiğe kapatılıyor. Bu uygulama, güvenlik mevzuatı ve protokol kuralları gereği zorunlu tutuluyor.

Ancak bu zorunluluk, bölge sakinleri için zaman zaman ciddi mağduriyetlere yol açıyor. Apartmanına 50 metre kalmış bir sürücünün, konvoy geçene kadar 15–20 dakika beklemek zorunda kalması olağan bir duruma dönüşüyor. İşe yetişmeye çalışan, çocuğunu okula bırakmak isteyen, hastaneye gitmek durumunda olan vatandaşlar için bu beklemeler Ankara pratiğinin en yorucu başlıklarından birini oluşturuyor.

UYKU DÜZENİ SİREN TAKVİMİNE GÖRE ŞEKİLLENİYOR

Protokol Yolu hattında yaşayanlar, uykularını da siren takvimine göre düzenlemek zorunda kalıyor. Havalimanının uluslararası uçuş trafiği, gece yarısı ve sabaha karşı saatlerde de yoğun olabildiği için, protokol geçişleri günün sadece gündüz dilimiyle sınırlı kalmıyor. Bu durum, özellikle küçük çocuğu olan aileleri, vardiyalı çalışanları ve yaşlıları doğrudan etkiliyor.

Derin uyku kavramı, bu bölgede birçok kişi için kesintisiz bir süreç olmaktan çıkıp, siren sesleri arasında verilen kısa molalar haline geliyor. Pencereyi açtığınızda hem motor hem siren hem de lastik sesi aynı anda içeri doluyor. Pek çok apartman sakini, yaz aylarında bile camları kapalı tutmak zorunda kaldığını, aksi halde konuşmanın ve televizyon izlemenin zorlaştığını dile getiriyor. Bu tablo, modern şehircilikte tartışılan “gürültü kirliliği” kavramını Ankara özelinde somutlaştırıyor.

STANDART MAHALLE İLE PROTOKOL HATTI ARASINDA ZIT BİR YAŞAM VAR

Ankara’nın standart bir semtinde yaşayan bir vatandaş için sabah rutini, çoğunlukla telefon alarmıyla veya kuş sesleriyle başlıyor. Oysa Esenboğa Protokol Yolu üzerindeki apartmanlarda yaşayanlar, çoğu zaman günün ilk sesini eskort sirenlerinden ve yoğun araç geçişlerinden alıyor. Bu çelişki, Ankara içindeki mekânsal eşitsizliğin farklı bir biçimini ortaya koyuyor.

Manzara açısından da önemli bir fark bulunuyor. Şehrin iç mahallelerinde, pencereden bakıldığında karşı apartman, sokak arası veya küçük bir park görünürken, Protokol Yolu’nda oturanların penceresinin önünde jilet gibi asfalt, peyzaj düzenlemeleri ve sıklıkla geçen siyah minibüsler, sedan araçlar ve çakarlı eskortlar bulunuyor. Trafik akışı da klasik sabah–akşam yoğunluğundan farklı olarak, 7 gün 24 saat “VIP” hareketlilikle kendini gösteriyor.

Emlak piyasası açısından bakıldığında, “havalimanına yakın, ana aks üzerinde” olma durumu konut değerlerini kağıt üzerinde yukarı çeken bir unsur olarak öne çıkıyor. Ancak gürültü seviyesi, uyku bölünmeleri ve sürekli hareket, bu değerin ne kadar gerçekçi olduğu yönünde tartışmalar yaratıyor. Kimi için prestijli, kimi için katlanılması zor bir yaşam alanı ortaya çıkıyor.

SES YALITIMI BU BÖLGEDE LÜKS DEĞİL MECBURİ HALE GELİYOR

Gerek mevzuat gerekse şehircilik ilkeleri açısından bakıldığında, yoğun trafik aksları ve havaalanı bağlantı yolları üzerinde konut planlamasının ses yalıtımı standartlarıyla birlikte ele alınması gerekiyor. Ankara’daki pratik ise çoğu zaman eski binaların bu standartların çok gerisinde kaldığını gösteriyor. Yeni projelerde cam kalınlığı ve yalıtım malzemesi nispeten daha iyi olsa da, mevcut yapı stoğu önemli ölçüde etkileniyor.

Bu hatta yaşayanların önemli bir kısmı, çift ya da üç camlı pencereleri artık bir konfor unsuru değil, temel ihtiyaç olarak tanımlıyor. İç kapılarda ek fitil kullanımı, duvarlarda ekstra izolasyon çözümleri ve ağır perdeler, günlük hayatın parçası haline geliyor. Yine de siren seslerini tamamen kesmek çoğu zaman mümkün olmuyor; en fazla şiddetini azaltan bir önlem düzeyi sağlanıyor.

ANKARA’DA “SİREN SINAVI” BAŞKENTTE YAŞAMANIN CİLVESİ OLARAK KABUL EDİLİYOR

Ankara Protokol Yolu üzerindeki yaşam, başkentte olmanın görünmeyen bedellerinden birini yansıtıyor. Apartman sakinleri, devletin günlük programına ister istemez kulak misafiri oluyor, hangi saatlerde kimlerin gelip gittiğini siren yoğunluğundan ve yol kesmelerden anlamaya başlıyor. Zamanla bu durum, şehir kültürünün “alışılmış zorluğu”na dönüşüyor.

Sonuçta, bu güzergahta yaşayan birçok kişi, siren sesleri eşliğinde uyumayı, aniden kapanan kavşaklara göre hareket planlamayı ve gün içi randevularını olası konvoy ihtimalini düşünerek ayarlamayı öğreniyor. 

“Siren sınavı” adı verilen bu durum, Ankara’da yaşamanın cilvelerinden biri olarak görülüyor; kimi vatandaş bu sınavdan geçer not alıyor, kimi ise fırsat bulduğu anda daha sakin semtlere taşınmanın yollarını arıyor.

Yorumlar

Yorum kurallarını okudum ve kabul ediyorum.
Henüz yorum eklenmemiş, ilk yorum ekleyen siz olun.
Sonraki Sayfa