Ankara’da gençler neden Cebeci ve Kolej’i seçiyor?

Ankara’da sanatla ilgilenen gençler neden Tunalı, Bahçeli, Çayyolu yerine ısrarla Cebeci–Kolej hattını tercih ediyor, bu semtleri üretim üssüne ne dönüştürüyor?

EP
Esra Polat Editör
YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Ankara’da gençler neden Cebeci ve Kolej’i seçiyor?
EP
Esra Polat Editör

Ankara’da sanatla, edebiyatla, tiyatroyla ilgilenen gençler, sosyal hayatın Tunalı, Bahçelievler ve Çayyolu gibi semtlere kaymasına rağmen yaşam ve üretim alanı olarak Cebeci–Kolej hattını tercih ediyor. Bu tercih, mekânsal bir alışkanlıktan çok; Cumhuriyet tarihiyle iç içe geçmiş akademik kurumlar, ekonomik olarak erişilebilir kiralar, alternatif kültür mekânları ve şehrin entelektüel hafızasının yoğunlaştığı bir eksenin sunduğu özgün atmosferle açıklanıyor.

ANKARA'DA GENÇLER NEDEN CEBECİ'DE YOĞUNLUKTA?

Ankara’da Cebeci denince ilk akla gelen, Ankara Üniversitesi’nin köklü fakülteleri oluyor. Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye), Hukuk Fakültesi ve İletişim Fakültesi (İLEF), yalnızca üniversite binalarından ibaret değil; Türkiye’nin siyasal, kültürel ve entelektüel hayatına yön vermiş kuşakların üretim alanı olarak görülüyor. Bu bölge, hem akademisyen hem yazar, hem gazeteci hem sinemacı yetiştiren bir damar barındırıyor.

Mülkiye ve İLEF çevresinde konumlanmış kafeler, öğrenci evleri ve küçük çalışma ofisleri, gündüz ders, akşam tartışma ve üretim rutinine uygun bir zemin sunuyor. Özellikle İLEF çevresindeki sahaflar, fotokopiciler, film afişleriyle dolu duvarlar ve öğrenci ilanları, gençlerin “burada hâlâ düşünülüyor ve tartışılıyor” duygusunu güçlendiriyor.

Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nın tarihsel olarak bu hatla kurduğu bağ da bölgenin sanatla ilişkisini belirginleştiriyor. 

Sahnede prova yapan, elinde enstrüman taşıyan, parkta tirad çalışan genç profili, uzun yıllardır Cebeci ve Kolej sokaklarının gündelik görüntüsünün parçası.

KURTULUŞ PARKI ÜRETEN GENÇLERE AÇIK HAVA ATÖLYESİ SUNUYOR

Cebeci–Kolej hattının merkezinde kalan Kurtuluş Parkı, Ankara’nın sıradan bir dinlenme alanı olmanın ötesine geçiyor. Park, senaryosunu bitirmeye çalışan sinema öğrencilerinden replik ezberleyen tiyatrocu gençlere, sınava hazırlanan hukuk öğrencilerinden çizim yapan tasarımcılara kadar geniş bir kesim için “açık hava çalışma odası” işlevi görüyor.

Parkın bir ucunda kulaklıkla müzik dinlerken not alan, diğer ucunda küçük gruplar hâlinde film analizi yapan gençler görmek mümkün. Bu pratik, Ankara’nın batı yakasındaki daha steril, site ve AVM odaklı yaşam alanlarında pek rastlanmayan bir şehir kültürü örneği olarak öne çıkıyor. Gençler, yeşil alan ile akademik-sosyal hayatın iç içe geçtiği bu dokuyu, “Ankara’nın gerçek ruhu” şeklinde tarif ediyor.

CEBECİ'DEKİ TİYATROLAR GENÇLERİ ÇEKİYOR

Cebeci ve Kolej’in sanatla ilişkisi yalnızca üniversite koridorlarıyla sınırlı kalmıyor. Ankara’nın alternatif tiyatro sahnelerinin tarihsel hafızasında bu semtler özel bir yer tutuyor. Ankara Sanat Tiyatrosu (AST) gibi hafızalarda güçlü bir yere sahip olan yapılar, farklı yıllarda fiziksel adres değişikliklerine gitse de, bölgeyle kurulan kültürel bağ gençlerin zihninde hâlâ canlı duruyor.

Bu hat üzerindeki küçük sahneler, deneysel tiyatro çalışmalarına, düşük bütçeli ama iddialı oyunlara ve bağımsız müzik performanslarına alan açıyor. AVM sinemalarının standartlaştırılmış atmosferi yerine, eski apartman katlarında veya sokağa açılan giriş katı salonlarda üretim yapan bu sahneler, gençlerin “yeraltı” ve “bağımsız” kültür arayışını karşılıyor.

Kafelerin ve barların büyük bölümü, duvarlarına yerel sanatçıların işlerini asarak, bağımsız gruplara konser imkânı tanıyarak veya kısa film gösterimlerine ev sahipliği yaparak, yalnızca ticari değil kültürel bir rol üstleniyor. Bu durum, mekânları tüketim noktası olmaktan çıkarıp, üretim ve paylaşım alanına dönüştürüyor.

SAHAFLAR VE ESKİ ANKARA APARTMANLARI İLHAM ORTAMI YARATIYOR

Bölgenin sahaf ve ikinci el kitapçılarla kurduğu ilişki de Ankara pratiğinde belirleyici bir unsur. Cebeci ve Kolej’de, Kızılay’ın kalabalığından birkaç durak uzakta ama hâlâ yürüme mesafesinde bulunan sahaflar, öğrenci ve genç sanatçıların uygun fiyatlarla kitap, dergi, senaryo ve eski program broşürlerine ulaşabildiği noktalar hâline gelmiş durumda.

Öte yandan, yüksek tavanlı, 1960–70’lerden kalma eski Ankara apartmanları, atölye, ev-ofis veya paylaşmalı öğrenci evi olarak tercih ediliyor. 

Bu yapılar, yeni inşa edilen lüks sitelerin aksine, hem ekonomik açıdan daha erişilebilir kalıyor hem de “yaşanmışlık hissi” taşıyan estetik bir atmosfer sunuyor. Bu atmosfer, özellikle yazan, çizen, beste yapan gençler için önemli bir ilham kaynağı olarak tarif ediliyor.

EKONOMİK KOŞULLAR SANAT ÜRETİMİNİ MÜMKÜN KILIYOR

Ankara’da kiraların ve yaşam maliyetinin hızla arttığı bir dönemde, Cebeci–Kolej hattı, batı aksındaki Çayyolu, Ümitköy, Yaşamkent gibi bölgelere kıyasla hâlâ daha “öğrenciye uygun” kabul ediliyor. Kira bedelleri genel artıştan etkilenmiş olsa da, site aidatları, ulaşım maliyetleri ve günlük harcama kalemleri birlikte değerlendirildiğinde, bu bölge sanatla ilgilenen gençler için göreli bir “ekonomik nefes alanı” sunuyor.

Kafelerde uzun süre oturup çalışmaya imkân veren, nispeten uygun fiyatlı menüler; evden okula, okuldan sahneye veya parka yürüyerek ya da tek biletle gidilebilen mesafeler, üretime daha fazla zaman ve enerji ayırmayı mümkün kılıyor. Ankaray hattının Dikimevi–Kızılay arasındaki omurgasında yer alan duraklar, hem Cebeci ve Kolej’i merkeze bağlıyor hem de gençlerin kent içi hareketini kolaylaştırıyor.

TUNALI, BAHÇELİ, ÇAYYOLU GENÇLER İÇİN FARKLI İHTİYAÇLARI KARŞILIYOR

Ankara pratiğinde Tunalı Hilmi Caddesi ve Bestekâr Sokak, daha çok “sosyalleşme” ve “görünürlük” alanı olarak kodlanıyor. Şık kafeler, butik mağazalar ve gece hayatı odaklı mekânlar, sanatla ilgilenen gençleri zaman zaman çekse de, buralar daha çok “piyasa yapılan” yerler olarak tanımlanıyor. Üretimden çok tüketim ve vitrin duygusu baskın.

Bahçelievler bölgesi, özellikle 7. Cadde ve çevresiyle, oyun salonları, zincir kafeler ve fast-food ağırlıklı bir öğrenci yoğunluğuna sahip. Sanatla ilgilenen gençlerin bir bölümü için bu semt, “vakit geçirme” ve arkadaş buluşmaları için ideal; ancak derinlikli tartışmalar ve yoğun üretim için Cebeci–Kolej hattı kadar cazip görülmüyor.

Çayyolu–Ümitköy aksı ise site yaşamı, AVM kültürü ve otomobil odaklı ulaşım alışkanlıklarıyla tanımlanıyor. Kiraların yüksekliği, mekânların daha çok orta-üst gelir grubuna hitap etmesi ve merkezle mesafenin artması, bu bölgeyi sanatla uğraşan, bütçesi sınırlı gençler açısından yaşaması zor bir alan hâline getiriyor. Gençlerin ifadesiyle, “orada yaşayabilmek için zengin olmak gerekiyor.”

CEBECİ–KOLEJ HATTI ANKARA’NIN “DÜŞÜNEN BEYNİ” OLARAK TANIMLANIYOR

Tüm bu unsurlar bir araya geldiğinde, Ankara’da sanatla ilgilenen gençlerin Cebeci ve Kolej’i tercih etmesi, yalnızca ulaşım veya kira hesabıyla açıklanmıyor. 

Cumhuriyet dönemi eğitim kurumlarının mirası, alternatif sahne ve kültür ortamları, sahaflar, parklar ve eski apartmanların yarattığı “yaşanmış şehir” duygusu, bu bölgeyi Ankara’nın vitrini değil, mutfağı hâline getiriyor.

Gençler, kıyafetlerinden tercih ettikleri kitaplara kadar farklılıklarını rahatça ifade edebildikleri, kimsenin “garipsenmediği” bu semtlerde hem kimliklerini hem üretimlerini güvenle inşa edebildiklerini vurguluyor. Böylece Cebeci–Kolej hattı, Ankara’nın yalnızca görünen yüzü değil, düşünsel ve sanatsal üretimin yoğunlaştığı “düşünen beyni” olarak konumlanıyor.

Yorumlar

Yorum kurallarını okudum ve kabul ediyorum.
Henüz yorum eklenmemiş, ilk yorum ekleyen siz olun.
Sonraki Sayfa