İsrail masaya zorla değil, yalnızlıkla oturdu.
Gazze’ye doğru yola çıkan Sumud Filosu, yalnızca bir insani yardım girişimi değil, dünyanın vicdanı oldu. Bu gaddar, vahşi politikaların “diplomatik kırılma anı” oldu.
Cesur yürekli insanların yaptığı bu sivil direniş, yıllardır “dokunulmaz”, “aşılamaz” kabul edilen İsrail politikasına karşı, dünya kamuoyunun vicdanını yeniden uyandırdı.
Artık mesele birkaç geminin Gazze’ye ulaşması değil; Katil İsrail’in meşruiyetinin masada sorgulanmasıdır.
Asimetrik Bir Zaferin Anatomisi
Sumud Filosu, askeri anlamda bir güç gösterisi yapmadı.
Ama uluslararası sistemin “güçsüzlerin diplomasisi” dediği şeyi başardı:
-İsrail’i savunma pozisyonuna itti.
-Katil Netanyahu hükümeti, kendi açıklamalarıyla bile bu sivil hareketi “İsrail’in meşruiyetine saldırı” olarak tanımlayarak aslında zaferi tescilledi.
Bugün Birleşmiş Milletler, Avrupa Parlamentosu ve hatta Washington’da bile Gazze ablukasının sürdürülebilir olmadığı yüksek sesle konuşuluyorsa, buna azımsanamayacak derecede katkı sağlayan Sumud Filosu’nun başarısıdır.
Zaten filonun asıl amacı ses getirmek, aşılamaz denen ablukayı aşmak, dünyayı bu konuda cesaretlendirmek ve vicdanını kaybetmiş büyük devletleri masaya oturmaya ikna etmekti, öyle de oldu.
Yalnızlaşan İsrail ve Baskının Derinleşmesi
Sumud Filosu, İsrail’in dünyanın gözü önünde işlediği soykırımı daha görünür hale getirdi.
İngiltere, Kanada, Avustralya ve Fransa gibi ülkelerin Filistin’i tanıma kararları (Daha önceki yazımda belirtmiştim ama altını çizmek adına; Avrupa ülkelerinin, İsrail’e somut yaptırım uygulamak istemedikleri için, öfkeli kitleleri yatıştırmak için aldığı bir karardır.), Avrupa’dan gelen Eurovision boykot çağrıları;
ve Latin Amerika ülkelerinin İsrail büyükelçilerini geri çekmesi…
Tüm bu adımlar, İsrail’in batı toplumunun desteğini ve sempatisini kaybettiği yeni diplomatik haritanın göstergesidir.
Tel Aviv’in bugüne kadar arkasına saklandığı “Batı dayanışması” artık kırılgan bir maske haline geldi.
Sumud Filosu Neyi Başardı?
1. Filo, ablukayı delmedi belki ama sessizliği deldi.
2. Dünya kamuoyunu harekete geçirdi.
3. Sivil dayanışmanın gücünü yeniden gösterdi.
4. Birleşmiş Milletler’den Avrupa Birliği’ne, hatta ABD medyasına kadar her platformda Gazze tekrar gündemin merkezine oturmasını sağladı.
5. Bu filo sayesinde Katil İsrail, ilk kez kendi söylemini savunma pozisyonunda buldu.
Artık “terörle mücadele ediyoruz” demek yetmiyor; “neden çocuklar ölüyor?” sorusu dünya çapında yankılanıyor.
Sumud Filosu Yola Çıkmasaydı Netanyahu Masaya Oturur muydu?
Büyük ihtimalle hayır.
Netanyahu, dünyanın unutkanlığına, sessizliğine ve Washington’dan gelen büyük desteğe güvenerek soykırımı sürdürmeyi planlıyordu.
Ancak Sumud Filosu’nun yarattığı uluslararası baskı, diplomatik zeminde kartları değiştirdi. Hali hazırda Güney Afrika’da UCM tarafından yargılanan İsrail artık “yaptığı katliamın hesabını vermek” zorunda bırakıldı.
Öyle ki, hesap vermekten kaçınan Netanyahu, yaptığı bir konuşmada dünyaya adeta şöyle seslendi: “Bizi yalnız bırakmayın... Bugün bize karşı olanlar yarın Batı medeniyetine karşı da olacak.” Ardından, tehditkâr bir tona bürünerek ekledi: “Dünyada kullandığınız tüm teknolojileri, cep telefonunuzu, arabanızı, internetinizi... Tüm bunları İsrailli şirketler ve İsrailli beyinler geliştirdi. Bunu asla unutmayın.”
Bugün Netanyahu hükümeti, Beyaz Saray’da 3 saat basına kapalı toplantı yapıp Katar’a yaptıkları saldırı nedeniyle zorla özür dilemek ve Gazze’de ateşkesi kabul ettiğini söylemek zorunda kaldıysa; bu gemilerdeki vicdan sahipleri sayesindedir.
Bu, tankla değil, vicdanla kazanılmış bir zaferdir.
Bu, din, ırk fark etmeksizin birlik olup silahları susturabildiğinin kanıtıdır.
TÜRKİYE'NİN ROLÜ: SESSİZ GÜÇ ETKİN DİPLOMOSİ
Türkiye, Sumud Filosu sürecinde hem sahada hem masada aktif bir pozisyon aldı.
Filonun lojistik desteğinde yer alması, sadece yardım gemilerindeki Türk aktivistlerin değil diğer aktivistlerin de korunması
ve diplomatik kanallardan İsrail’e yöneltilen net tepkiler; Ankara’nın bu krizde “denge kurucu” bir aktör olarak yeniden öne çıktığını gösterdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Sumud filosu insanlığın vicdanıdır” sözleri, Türkiye’nin resmi tutumunu özetler nitelikteydi. Ancak bu tutum, muhalefetiyle iktidarıyla Türkiye’nin parti üstü bir mutabakatıdır. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “İsrail, vahşi bir katil devlet haline gelmiştir” şeklindeki sert çıkışı ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “Filistin halkının yanındayız... bu konu parti üstü bir meseledir” açıklaması, Ankara’nın bu krizde “denge kurucu” aktör olma rolünün arkasında yatan geniş siyasi konsensüsü gözler önüne serdi.
DİPLOMATİK BASKININ YENİ EŞİĞİ
Sumud Filosu, İsrail’in askeri gücünü değil, diplomatik zeminini hedef aldı.
Ve bunu başardı.
Bugün Netanyahu hükümeti “masaya oturmaya zorlanıyorsa”, bunun nedeni roketler değil, diplomatik izolasyonun yarattığı baskıdır.
Artık dünya, İsrail’in “güvenlik” bahanesiyle işlediği insanlık suçlarını görmezden gelemiyor.
Sumud Filosu, bir kez daha gösterdi ki tarihin akışını bazen silahlar değil, vicdanı olan insanlar ve kararlılıkla yürüyen gemiler değiştirir.
Gazze’nin sularında dalgalanan bu gemiler, yalnızca Filistin’e umut değil; dünyaya da bir hakikat taşıdı:
Artık sessiz kalmak, suç ortaklığıdır.