Cam Tavanın Altında: Mutfağın Çoğunluğu, Masanın Azınlığıyız

YAYINLAMA
05 Nisan 2026 22:59
GÜNCELLEME
06 Nisan 2026 00:38

Geçtiğimiz hafta medyanın kullandığı o "cinsiyetçi dili" konuşmuştuk. Bugün ise madalyonun diğer yüzüne, yani o haberleri üreten mutfağa; basın sektörünün kendi içindeki "görünmez engellere" bakacağız.

Sektörde kadın çalışan sayısı her geçen gün artıyor, bu sevindirici. Ancak bir sorun var: Kadınlar haber merkezlerinde, sahalarda, kurgu masalarında varlar ama neden karar alma masalarında, o büyük genel yayın yönetmenliği koltuklarında bu kadar azlar? Reuters Enstitüsü’nün verilerine göre dünyadaki dev haber merkezlerinin sadece %24’ünün başında bir kadın var. Türkiye’de ise hiç!

SADECE KADINA SORULAN O SORU: KARİYER Mİ, AİLE Mİ?

Hadi dürüst olalım; bir erkek gazeteci evlendiğinde veya baba olduğunda, bu onun için "sorumluluk sahibi ve istikrarlı" bir imaj çizer. Terfi alması için bir avantajdır. Ancak bir kadın gazeteci için aynı durum, işveren gözünde bir "risk" veya "yavaşlama" sebebi olarak görülüyor. "Çocuğu var, gece mesaisine kalamaz", "Ailesi var, kriz anında sahaya gidemez" gibi ön yargılar, kadınların terfi süreçlerinin ertelenmesine neden oluyor.

Halbuki doktor ve asker olan kadınlarımız da var…

"ERKEK KULÜBÜ" VE GÖRÜNMEZ BARİYERLER

Türkiye’de Genel Yayın Yönetmeni olmak çoğu zaman mesleki başarıdan ziyade bir "ilişki yönetimi" uzmanlığına dönüşmüş durumda. Bu ağlar genellikle "gece yemekleri", "maç izlemeleri" veya "kapalı kapı sohbetleri" üzerinden kuruluyor. Bir erkek gazeteci gece yarısı bir iş yemeğinde gündem belirlediğinde bu "çalışkanlık" sayılırken; bir kadın aynı masaya oturduğunda özellikle erkek meslektaşlarının imalı bakışlarından(genelde çirkin) aile ve çevresinde ise "elalem ne der" baskısına kadar koca bir duvarla karşılaşır. Kadın, o koltuğa oturduğu zaman yanında birçok korku, endişe ve toplumsal itibar düşünceleri ile mesleki yeterliliğini çirkin bakışlar arasında konuşturmak zorunda bırakılıyor. Eğer o masadan sağ çıkar başarılı bir iş çıkartırsa bilin bakalım ne olur?

Çirkin bir ton dedikodu…

DİJİTAL DÜNYANIN "ALGORİTMİK" SOFRALARI

Sadece fiziksel masalar değil, artık dijital dünyadaki "sofralar" da bu bariyerden payını alıyor. LinkedIn veya X gibi platformlarda bir kadın meslektaşımızın kurduğu profesyonel ağlar bile bazen "başka niyetlerle" sorgulanabiliyor. Erkekler birbirini destekleyerek dijital bir görünürlük kalkanı örerken, kadınlar sosyal medyanın o acımasız "yanlış anlaşılma" korkusuyla kendini sansürlemek zorunda kalıyor. Yani cam tavan sadece ofiste ve sahada değil, artık telefonlarımızın ekranında...

NEDEN ÖNEMLİ?

Bu sadece bir "kadın hakları" meselesi değil, bir demokrasi ve kalkınma meselesidir. Ülke nüfusunun yarısını oluşturan kadınların bilgi üretiminde (medyada ve akademide) karar verici olmaması, o ülkenin potansiyelini eksik kullanması demektir. Türk Dünyası’nın modernleşme yolculuğunda, eğitimli kadın iş gücü en kritik itici güçtür.

Haber dilinde "bilim adamı" yerine "bilim insanı" diyebilmek için, o habere son onayı veren masada kadınların da oturması gerekiyor. Eğer sistem sadece "liyakat ve dijital vizyon" üzerinden çalışsaydı; bugün SEO bilen, iyi haberler patlatan, iyi editörlük yapan, kriz yönetimine hakim kadın profesyonellerin o koltuklarda çok daha fazla oturması gerekirdi. 

Bu memlekette mesleki alanlarda zihinsel bir değişim olur mu, bilmiyorum. Ama susmak olmaz. Ben kadın meslektaşlarımın dertlerini köşeme taşıyarak üzerime düşen görevi yerine getirdim.

Görmek istemeyenler için bile ortada duran bir gerçeği sizlere sunuyorum.

Yorumlar (0 yorum)
Yorum kurallarını okudum ve kabul ediyorum.
Henüz yorum eklenmemiş, ilk yorum ekleyen siz olun.