Geçtiğimiz gün ofiste arkadaşlarla medyada kadının yerini konuşuyorduk. Tartışma derinleştikçe anladım ki bu sadece bir ofis sohbeti değil, bu haftaki köşe yazımın ta kendisi…
Bizim basın sektöründe kadına yönelik bakış açısına geçmeden önce; kadının medyada nasıl yansıtıldığından, nasıl aktarıldığından ve tabiri caizse nasıl “sergilendiğinden” bahsetmek istiyorum. Bazı tespitlerime hak verecek, bazılarına belki de kızacaksınız. Çünkü bu mesele sadece bizim sektörün değil; tüm dünyanın ortak sınavı.
VİTRİN Mİ, GERÇEK Mİ?
Medyada kadın var; ekranda var, manşette var, her haberin içinde var… Ama asıl soru şu: Kadın gerçekten orada mı, yoksa sadece kurgulandığı kadar mı var?
Biliyoruz ki medya, gerçeği olduğu gibi yansıtmaz. Onu seçer, keser, biçer ve yeniden sunar. İşte bu "yeniden sunum" aşamasında kadının kimliği çoğu zaman bir "nesneye" indirgeniyor.
ŞİDDET HABERİNDEKİ GİZLİ ÖZNE
Bir şiddet veya saldırı haberini açın. İlk cümlede failin eylemi değil; kadının nerede, saat kaçta ve nasıl giyindiği yer alır. Sanki suçun faili bir insan değil de adresmiş, etek boyuymuş veya saatin geç oluşuymuş gibi…
Daha da tehlikelisi, bu haberlerin altına gizlenen o "romantik" dil: “Aşk faciası…”, “Kıskançlık krizi…” Fail bir anda “duygusal bir karaktere” büründürülürken, kadın sadece bir istatistik veya sonuç olarak sunuluyor. Oysa ortada bir duygu değil, bir suç var. Kullanılan bu yumuşatılmış dil, farkında olmadan şiddeti normalleştiriyor ve sorguyu yanlış tarafa yönlendiriyor.
ZİHİNDEKİ "YATAY AYRIMCILIK"
Erkek onlarca kez kaza yapar, haber sadece “trafik kazası”dır. Kadın bir kez hata yapsın; manşet hemen hazırdır: “Yine kadın sürücü!”
Hatırlayın; Türkiye’den Kuzey Kutbu’na ilk bilim ekibi gittiğinde, neredeyse tüm mecralar “bilim adamları” başlığını attı.Sunucular ve muhabirler canlı yayında “bilim adamı”dedi. Sonra o ekipte kadınların da olduğu fark edilince özür dileyip “bilim insanları” diye düzelttiler. Zihin önce erkeği yazıyor, sonra gerçeği hatırlıyor. İşte asıl mesele bu "ilk refleks"te saklı.
Zihin alıştığını yazar, gerçeği değil. Yani “erkek gibi düşünme” alışkanlığı…
OBJE Mİ, ÖZNE Mİ?
Kadın medyada ya "mağdur"dur ya da "obje". Üst düzey bir yönetici veya sanatçı kadın bir başarı elde ettiğinde; ne yaptığı değil, ne giydiği, takısı veya güzelliği konuşulur. Erkek bir iş yapar, haberde "işi" vardır; kadın bir iş yapar, haberde "kıyafeti" vardır.
Bu örnekleri sıraladıkça insanın içi daralıyor. Çünkü o kadar çoklar ki… Hepsini yazmaya ne bu köşe yeter ne de sayfalar. Ama susmak da çözüm değil.
MESELE SADECE MEDYA DEĞİL
Burada dürüst olalım: Bu dil sadece gazetecinin tercihi değil, toplumun kolektif hafızasından süzülüp geliyor. Biz günlük hayatta kadını “fedakârlıkla”, erkeği “güçle” tanımladıkça; medya da bu kalıpları alıp dev aynasında bize geri sunuyor. Medya bazen sadece ayna tutmaz, o aynadaki görüntüyü bizzat şekillendirir.
Kısaca bir şeyi nasıl anlattığınız, o şeyi nasıl düşündüğümüzü belirler. Değişmesi gereken ilk şey haberlerin içeriği değil, kullandığımız dildir.
(Haftaya devam edeceğiz: Medya sektöründeki o görünmez engelleri, "cam tavanları" ve "erkek kulübü" kültürünü konuşacağız.)