Kadın Bedeni Üzerinden İran’ın “Özgürlüğü”
İran’da bir lider ölür ölmez sosyal medyada yeni bir ülke doğdu.
Henüz siyasi düzen değişmemiş, yeni bir yönetim kurulmamış, anayasa yazılmamış ama Instagram, TikTok ve X çoktan kararını vermişti:
“İran özgürleşti.”
Peki bu özgürlük en çok nerede ilan edildi?
Kadın bedeninde.
*
Sosyal medyada dolaşan görüntülerle İran’da yaşayan halkın tepkileri arasında kocaman bir uçurum var. İran’da siyasi bir dönüşüm beklenen bir şey değil ama Hamaney’in ölümü sonrası paylaşılan videolar oldukça düşündürücü.
Şunu baştan söyleyeyim:
İran’daki rejimi destekleyen biri değilim.
Ancak sosyal medyada yürütülen algı operasyonunda beni asıl ürküten kısım şu.
Bir videoda siyah çarşaflı bir kadın kameranın karşısına geçiyor.
Sonra çarşafını çıkarıyor, saçlarını açıyor, mini etek ve tişörtle kameraya poz veriyor.
Başka bir videoda yine bir kadın çarşafını çıkarıp südyen ve bikiniyle dans ediyor.
Bir diğer videoda kadınlar saçlarını kesiyor.
Başka birinde sokak ortasında dans eden kadın grupları var.
Bütün bu görüntüler tek bir başlık altında servis ediliyor:
“İran’ın özgürlüğü.”
*
Ama insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Bir ülkenin özgürlüğü gerçekten bu görüntülerle mi ölçülür?
Başörtüsü zorunluluğuna karşı çıkan İranlı kadınların mücadelesi elbette gerçek ve önemlidir. Bu mücadele yıllardır sürüyor ve ciddi bedeller ödeniyor.
Ancak bu mücadelenin sosyal medyada çoğu zaman bedenin teşhirine indirgenmesi, kadın bedeninin bir görsel simgeye ve ticari imgeye dönüşmesi, bambaşka bir tablo yaratıyor.
Siyasi özgürlük tartışması bir anda görsel performansa dönüşüyor.
Bir kadının çarşafını çıkarıp saçını göstermesi milyonlarca izlenme alıyor. Ama aynı videonun altındaki yorumlara baktığınızda çoğu kişinin İran’ın iç siyasetini değil, görüntünün kendisini konuştuğunu görüyorsunuz.
Yani özgürlük bir anda fikir olmaktan çıkıyor.
Algoritmanın sevdiği görüntüye dönüşüyor.
Üstelik bu videoların bir kısmını çekenlerin İran’da yaşamayan fenomenler olduğu da görülüyor. Bazıları İranlı, bazıları ise İranlı bile değil.
Belki bilinçli, belki bilinçsiz.
Niyet okumaya gerek yok.
Ama sosyal medyanın etik(siz) dili öyle bir işliyor ki, kimsenin kötü niyetine gerek kalmadan insanlar yanlış algıların gönüllü taşıyıcısı haline gelebiliyor.
*
Hatırlayın…
Ankara Kızılay’daki tabela olayını.
Üniversiteli bir genç kız bir tabelaya asılıp fotoğraf çekmişti. Sonrasında kendisi de “bir akıma dönüşeceğini hiç düşünmemiştim” demişti.
Ama olan oldu.
Bir anda herkes tabelalara asılıp en ilginç pozu verme yarışına girdi.
O akım Türkiye’de başladı, dünyaya yayıldı.
Tabela tabela olalı böyle zulüm görmedi.
Sosyal medya böyle çalışıyor.
Bir görüntü gerçekliğin önüne geçebiliyor.
Bugün İran konusunda da benzer bir durum yaşanıyor.
Hamaney’in ölümü sonrası “İran özgürleşti” başlığıyla paylaşılan videolarda özgürlük, kadınların hakları üzerinden değil kadınların ne kadar soyunduğu üzerinden anlatılıyor.
*
Buradaki ironi ise oldukça çarpıcı.
Monarşiyle yönetilen bazı Avrupa ülkelerinde kadınların giyim tarzı oldukça ölçülü ve dengelidir.
Ama İran adına konuştuğunu iddia eden bazı sosyal medya içeriklerinde özgürlük doğrudan beden teşhiriyle eş anlamlı hale getiriliyor.
Yani özgürlük tartışması kadınların haklarından çok, kadınların ne kadar soyunduğu üzerinden yürütülüyor.
Bu yalnızca sığ bir anlatı değil.
Aynı zamanda aşağılayıcı bir çerçeve.
Çünkü bir toplumun özgürlüğünü kadın bedeninin teşhirine indirgemek, o toplumun mücadelesini küçültmek anlamına gelir.
*
İşin bir başka boyutu daha var.
İspanya’da sol görüşlü Más Madrid partisinin sözcüsü Manuela Bergerot, Madrid Meclisi’nde yaptığı konuşmada İran’a yönelik askeri saldırıların “kadın hakları” bahanesiyle savunulmasına sert tepki gösterdi.
Bergerot, saldırılar sırasında bir kız okulunun bombalandığını ve 160 kız çocuğunun hayatını kaybettiğini hatırlatarak bazı siyasetçilerin bunu “feminizm adına muhteşem bir haber” olarak nitelendirmesini “aşağılıkça” bulduğunu söyledi.
“Tam da feminist bir kadın olduğum için bu saldırılara karşıyım,” diyerek kadın haklarının sivil ölümler üzerinden savunulamayacağını vurguladı.
Bu sözler aslında tartışmanın özünü ortaya koyuyor.
Kadın hakları gerçekten kadınların hayatını iyileştirmek için mi savunuluyor?
Yoksa bazı siyasi anlatılar için bir araç haline mi geliyor?
*
Bugün İran dosyasına bakarken iki farklı dünya görüyoruz.
Bir tarafta gerçek bir toplumun karmaşık siyasi mücadelesi var.
Diğer tarafta ise sosyal medyanın hızla ürettiği semboller, videolar ve sloganlar.
Ve çoğu zaman o görüntüler gerçeğin önüne geçiyor.
Çünkü sosyal medya devrimleri önce kamerada başlar.
Ama gerçekler,
kameranın kapandığı yerde ortaya çıkar.