Eskiden savaşın ilk haberi bir patlama sesi olurdu.
Bugün ise çoğu zaman bir video bildirimi oluyor.
Telefon ekranına düşen bir görüntü, milyonlarca insanın zihninde savaşın nasıl yaşandığını belirliyor.
Ama bu noktaya bir günde gelmedik.
Savaşlarda propaganda yeni bir şey değil.
Ancak kitlelere ulaşan ilk propaganda araçları gazeteler ve broşürlerdi. Devletler kendi hikâyelerini bu araçlarla anlattı.
Ardından afişler geldi. Özellikle Birinci Dünya Savaşı’nda görsel propaganda sokakları kapladı.
Radyo ise asıl gücünü İkinci Dünya Savaşı’nda gösterdi. Liderlerin sesi milyonlara ulaştı.
Televizyonla birlikte savaş evlere girdi. Vietnam Savaşı, insanların televizyondan izlediği ilk büyük savaş oldu.
Ve bugün…
Yeni bir aşamadayız.
Sosyal medya ve yapay zekâ çağı.
İran ile İsrail/ABD arasındaki savaşta bunu açıkça görüyoruz.
Gerçek sahada füzeler gökyüzünde uçarken, sosyal medyada yapay zekâ destekli bambaşka bir savaş yürütülüyor.
Ve bu savaşın en güçlü silahı:
GÖRÜNTÜ.
Üstelik artık yapay mı gerçek mi ayırt etmek her geçen gün zorlaşıyor.
Bazen yapay zekâ ile üretilmiş bir videoyu, başka yapay zekâ araçları bile tespit etmekte zorlanıyor.
Sosyal medya kullanıcılarının saniyeler içinde kaydırdığı bir dünyada ise gerçeklik…
çok hızlı ama çok hızlı eriyor.
Çok ürkütücü değil mi?
Tel Aviv’e İran füzelerinin düştüğünü gösterdiği iddia edilen bir video milyonlarca kez paylaşıldı.
Sonra ortaya çıktı ki görüntü yapay zekâ üretimi.


Başka bir videoda İran’ın ABD deniz filosunu vurduğu iddia edildi.
O da sahte çıktı.
Üstelik videoyu paylaşan hesap bile görüntünün yapay olduğunu kabul etti.

Bazı görüntüler ise yapay zekâ bile değildi.
Yarı gerçekti.
Yani dezenformasyondu.
Tel Aviv’de büyük yıkımı gösterdiği söylenen bir video, güncel saldırı gibi dolaşıma sokuldu.
Oysa görüntüler İran-İsrail 12 Gün Savaşı 2025’ten kalmaydı.

Başka bir video ise daha da çarpıcıydı.
İran saldırısı diye yayılan görüntülerin aslında Meksika’daki bir yangına ait olduğu ortaya çıktı.
Ama milyonlarca kişi o videoyu İran’ın İsrail’e saldırısı sanarak izledi.

Ve iş işten çoktan geçmişti.
Çünkü artık önemli olan görüntünün doğru olup olmaması değil,
ne kadar hızlı yayıldığı.
Modern savaşların yeni gerçeği bu.
Artık savaşlar sadece cephede yürümüyor.
Bir cephe daha var:
algoritmaların cephesi.
Eskiden propaganda devletlerin elindeydi.
Bugün ise herkes bu savaşın parçası.
Bir kullanıcı.
Bir fenomen.
Bir anonim hesap.
Bazen bilinçli.
Bazen farkında bile olmadan.
Bir video paylaşılıyor.
Bir hashtag trend oluyor.
Ve birkaç saat içinde milyonlarca insanın zihninde savaşın hikâyesi yazılmış oluyor.
En korkunç yanı ise şu:
Sonradan asparagas veya dezerfarmasyon olduğu ortaya çıksa bile, sosyal medyanın yarattığı o yanlış algı kolay kolay yıkılmıyor.
Bu yüzden artık bir savaşta sadece hava sahasını değil,
bilgi sahasını da kontrol etmek gerekiyor.
Çünkü bir savaş, cephede kazanılıp sosyal medyada kaybedilebiliyor.
Ya da hiç yaşanmamış bir savaş, ekranda kazanılmış gibi gösterilebiliyor.
Bugün İran dosyasına bakarken sadece sahaya bakmak yetmez.
Ekranlara da bakmak gerekir.
Çünkü modern savaşlarda cephe hattı artık sınır çizgilerinde değil,
telefon ekranlarında kuruluyor.
Füzeler gökyüzünde uçuyor.
Ama savaşın hikâyesi ekranda yazılıyor.
Ve artık kazanan çoğu zaman
gerçeği anlatan değil, daha hızlı anlatan oluyor.