Çok tuhaf değil mi?
Ankara’da AVM’lerde güvenlik önlemleri 18 yaş ve üzeri çetelerden, hırsızlardan, katillerden değil; 18 yaş ve altı asi, öfkeli, saldırgan, hatta katil çocuklardan korunmak için alınıyor!
Yine 81 ilde okullarda yapılan yeni güvenlik düzenlemeleri, çocukları çocuklardan korumak için hayata geçiriliyor.
Bu ütopik bir kurgu filmi olsa, herhalde “ne saçma senaryo yazmışlar” deyip izlemeyi bırakırdım.
Elbette akran zorbalığı hep vardı. Sadece dijital dünya geliştikçe daha görünür hâle geldi.
Ama bu kadar şiddet, bu kadar öfke, bu kadar asilik… Sorunları çözme biçimleri bu denli vahşi miydi?
Yoksa gelecek nesli dijital platformlar (oyunlar, yerli-yabancı diziler, sosyal medya uygulamaları vs.) ve çocukların ilk şekil almaya başladığı aile içi iletişim sorunları mı bu hâle getirdi?
Sorun tek bir yerde mi? Elbette hayır.
Sosyolojik bir yanardağın üzerinde yaşıyoruz. Gençler arasındaki bu şiddet, derindeki magmanın yüzeye sızdığı ilk çatlaklar.
Bu çatlakları belki tamamen yok edemeyiz, magmayı da yok sayamayız. Ama basıncı düşürüp patlamayı önleyebiliriz diye düşünüyorum.
**
Birkaç gün önce yine Ankamall’de yemek katında iki çocuk arasında tartışma çıktı. Çocuklardan biri kemerini çıkarıp diğerine tekme, tokat ve yumruklarla saldırdı. Yetmedi, elindeki kemerle defalarca vurdu.
Bu Ankara’daki üçüncü AVM vakasıydı.
Daha önceki olaylarda ise işin içine bıçak girmişti.
Ama beni en çok ürperten şey ne biliyor musunuz?
Bıçak kullanan çocukların tavrı…
O bıçakları öfkeyle savuran çocuklar, sanki bunu ilk kez yapmıyormuş gibiydi.
Tereddüt yoktu.
Panik yoktu.
Çekingenlik hiç yoktu.
Sanki şiddet onlar için yabancı bir refleks değil, öğrenilmiş bir davranıştı.
Keçiören’de yaşıtını bıçaklayan çocuk olayında ise başka bir detay dikkatimi çekti.
Olayı kayda alan kızın sözleri…
“Kamerayı boşuna mı açtım? Ne yapacaksan yap artık…Seni mi bekliycem…”
Bu kadar acımasız, duygusuz, vahşi, barbarca bir cümleyi 14 yaşındaki bir kız çocuğundan duymak… Kelimelerin kifayetsiz kaldığı yer.
Önceden kavga çıktı mı ya ayırmaya çalışılır ya da çevredeki büyüklere haber verilirdi.
Şimdi ise yeni nesil kamerayı açıp “devam et” diyor.
Önceden barbarlar, hırtlar, çeteciler kameralardan kaçardı, şimdi canlı yayın yapıyorlar.
Şiddet artık yalnızca yaşanan bir olay değil; kayda alınan, paylaşılan, izlenen ve tüketilen bir içerik hâline geldi.
Kavga eden çocuk kadar, o görüntüyü çeken çocuk da başka bir dönüşümün işareti.
**
ELLIOT RODGER ÖLDÜ AMA MANİFESTOSU HÂLÂ YAŞIYOR
Şanlıurfa’daki lise saldırısı 14 Nisan’da…
Kahramanmaraş’taki okul saldırısı ise sadece bir gün sonra, 15 Nisan’da yaşandı.
İki farklı şehir.
İki farklı okul.
Ama aynı karanlık iklim…
Kahramanmaraş’taki saldırının ardından ortaya çıkan en çarpıcı detaylardan biri, saldırganın dijital dünyasındaki izlerdi.
Yetkililerin incelemelerine göre saldırganın profil görsellerinde, 2014 yılında ABD’de gerçekleştirdiği saldırıyla tüm dünyada tartışma yaratan Elliot Rodger’a gönderme yapan içerikler bulunuyordu.
Belki de tam burada durup düşünmek gerekiyor.
Çünkü Elliot Rodger yıllar önce öldü.
Ama internet çağında fikirler, öfke biçimleri ve nefret kültürü ölmüyor.
Bir zamanlar yalnızca belirli forumlarda dolaşan karanlık düşünceler artık algoritmalar sayesinde dünyanın başka bir ucundaki çocukların ekranına kadar ulaşabiliyor.
İşte bugün asıl korkutucu olan da bu.
Şiddet artık yalnızca mahallede öğrenilmiyor.
Dijital dünyanın görünmez koridorlarında da büyüyor.
Bir çocuk ABD’deki bir saldırganı “rol model” gibi görmeye başlıyorsa, mesele artık yalnızca bireysel öfke değil; küresel bir dijital kültür problemidir.
Şanlıurfa’daki okul saldırısında saldırganın eski öğrenci olması…
Kahramanmaraş’taki saldırıda öğretmenin öğrencilerine siper olması…
Ve tüm bunların yalnızca bir gün arayla yaşanması…
Bunlar tesadüf gibi görülemez.
Çünkü artık dünyanın herhangi bir yerindeki bir şiddet biçimi, birkaç ekran kaydırmasıyla başka bir ülkedeki çocuğun zihnine ulaşabiliyor.
Ve biz hâlâ çocukların yalnızca okulda büyüdüğünü sanıyoruz.
**
Belki de artık şu gerçeği kabul etmemiz gerekiyor:
Bu sosyolojik yanardağın basıncını yalnızca oyunları yasaklayarak, polis artırarak, güvenlik kameraları çoğaltılarak ya da okul kapılarına daha fazla görevli koyularak düşüremeyiz.
Uzmanların alanına girmek istemem ama bana göre burada en büyük sorumluluk ailelerde başlıyor.
Çocukların ilk şekil aldığı yer ailedir.
Ancak günümüzde çocuklar yalnızca aile içinde büyümüyor.
Odalarında, ekranların içinde, oyunlarda, sohbet odalarında ve algoritmaların arasında büyüyor.
Anne babaların çocukların yalnızca notlarını değil, zihinlerini de takip etmesi gerekiyor.
Ne izliyorlar?
Ne oynuyorlar?
Kimleri takip ediyorlar?
Hangi yayıncıları rol model görüyorlar?
Hangi dijital toplulukların içinde vakit geçiriyorlar?
Belki de bazen çocukları anlamanın yolu, onların oynadığı oyunu öğrenip birlikte vakit geçirmelerini sağlayacak adımlardan geçiyor.
Kahramanmaraş saldırısının faili olan İsa Aras Mersinli’nin annesi bir edebiyat öğretmeniydi. Üstelik okulun rehber öğretmeni ve öğretmenler kaç kez İsa’nın psikolojik durumunu annesine aktarmış.
Ama maalesef öğretmen olmak, çocuğunu anlamasına yetmemiş.
Hangi meslekten olursa olsun iyi bir psikolog olsa bile eğer çocuklarıyla iyi bir iletişim kuramıyorsa, onlarla ilgilenmiyorsa, ne kadar iyi bir anne baba olduğu tartışmaya açıktır.