Ankara’da Üç Alarm: Su–Trafik-Faiş Kiralar

YAYINLAMA
15 Kasım 2025 21:19
GÜNCELLEME
16 Kasım 2025 23:43

Ankara başkent olmasından ötürü stres testine dayanıklıdır. 

Lâkin bu son aylarda veya son bir yılda Ankara tansiyon hastası oldu desek yeridir.

Kuraklık-trafik-orantısız artan yüksek kiralar…

Elbette krize dönüşmüş bu sorunlara ek olarak başkentimizde akıl dışı, yok artık, Allah sonumuzu hayır etsin, tüylerimizi diken diken eden şeyler de eklenince An-kara’yı karalar bağladı.

İŞTE ANKARA’NIN REALPOLİTİĞİ:

Ankara’da toplumsal tepki kültürü, anlık ve gürültülü protestodan ziyade içselleştirilmiş, düşük yoğunluklu ve zamana yayılan bir reaksiyon biçimi olarak ortaya çıkıyor.

Bu nedenle yaşanan her kriz, sesli itirazdan çok günlük yaşamda biriken bir gerilim olarak şehir psikolojisine işliyor.

Gelin şimdi Ankara’nın realpolitiğine, yani sokakta yaşanan gerçeğe bakalım:

TRAFİK ÇİLESİ 

Geçtiğimiz haftalarda ANKARAY’ın Kızılay hattında yaşanan teknik arıza, sabah saatlerinde binlerce kişiyi yollarda bıraktı. Üstelik bu ilk metro arzası da değil son aylarda metro tünellerinde yürüyen Ankaralıların videolarını görmeye alışıldı. Bozuk yürüyen merdivenler; bazıları bakımsızlıktan bazıları gençlerin gaspına uğradı, olan engeli olan vatandaşlara ve yaşlılara oldu. 

Cemal Gürsel Caddesi’nde başlayan 12 günlük yol kapanması trafiği daha da sıkıştırdı. 

Zaten Ankara’nın yolları artık Ankara’yı taşıyamıyordu, üstüne bunlar da peş peşe gelince tansiyon fırladı.

Tabii politikanın da başkenti olarak,  milletvekillerinden belediye başkanlarına, bakanlardan parti liderlerine  kadar uzanan retorik “trafik polemiği” oldu.

  • Inrix Traffic Scorecard'ın 2024 raporuna göre, Ankara ilk kez en kötü trafiğe sahip şehirler listesine girerek 28. sıraya yerleşti. Trafik yoğunluğu  2022'den bu yana %23 oranında arttı ve Trafikte kaybedilen süre 60 dakikaya kadar ulaştı.
  • TÜİK 2025 Eylül ayı Motorlu Kara Taşıtları İstatistiklerine göre de Ankara’da trafiğe kayıtlı araç sayısı son üç yılda 591 bin 949 artarak 2 milyon 949 bin 309’a ulaştı.

Ha bu arada toplu taşıma hatları hâlâ otomobil merkezli planlamanın gölgesinde. Bir noktadan diğerine özel araçla 15 dakikada gidilirken, otobüsle aynı mesafe 1 saati buluyor. Hatta bazen iki vasıta yapmanız gerekiyor. Eğer bir yere gidecekseniz önce Kızılay veya Ulus, bu bölgelerden istediğiniz yere gidebilirsiniz. Yani “Bize her yer Angara”, Bize her yer Kızılay”, “Bize her yer Ulus” NOKTA.

Elbette sorun, sadece planlama değil; denetimsizlik ve koordinasyon eksikliği.

ABB Başkanı Mansur Yavaş, “Ne kadar yol yaparsan o kadar trafik olur. İsterseniz yapay zekaya sorun” demişti. Ben de yeni trende katılarak diyorum ki, “Ankara trafik sorunun sebebini ve çözümünü isterseniz  yapay zekaya sorun.”

Sayın Mansur Bey, elbette sadece yol yapmak çözüm değil; yol yaparken bu işin diğer kalemlerini de eş zamanlı yürütüp sağlam payandalar oluşturmak zorundasınız. Aksi, kısa vadeli ve geçici çözüm üretmekten öteye geçemez. 

Kısaca sayın yetkililer,(ABB ve Devlet) Ankara'da trafik artık bir ulaşım sorunu olmaktan çıkıp, vatandaşın günlük hayatını esir alan bir psikolojik yük haline geldi. Acil ortak bir çalışma zamanınız geçiyor bile.

Ancak başkentin çilesi yollarla bitmiyor, musluklardan akan suyun azalmasıyla da devam ediyor.

DÖNÜŞÜMLÜ SU KESİNTİLERİ:KURAKLIK

Barajlardaki aktif doluluk oranı %25’lere kadar düştü. Yumurta kapıya dayanınca ASKİ, “Her damla su geleceğimizdir” diyerek tasarruf çağrısı yaptı ama bu çağrı tek başına yeterli değil. Akyar ve Eğrekkaya barajlarında ölü hacimden su alınması, durumun ciddiyetini gösteriyor.

Aynı günlerde termal inversiyonun etkisiyle Ankara’nın havası sabaha kadar griye döndü. Ve PM2.5 değerleri “sağlıksız” seviyelere ulaştı. Yani gökyüzü de, baraj da aynı mesajı veriyor: “Tüketimi azalt, planlamayı artır.”

Lâkin bu planlama için oldukça geç kaldık. Bu çalışmaların 10 yıl hatta 20 yıl öncesinden başlanması gerekirdi. Bilim insanlarımız yıllardır uyarıyor, anlata anlata dillerinde tüy bitti.

Su krize karşı toplumun tepkisi şu oldu(özellikle büyüklerimiz):

-”Ya şu göle bak hele bu biter mi hiç”

-“Görmüyor musun su taşıyor, sellerden evler yıkılıyor sende tutmuş su krizinden bahsediyorsun”

- “Bir şey olmaz bir şey olmaz bir yağmur bir kar yağışına bakar barajlar” 

- “Ya kurak geçtiğine bakma yeraltı sularımız var bizim bize bir şey olmaz”

Evet dün bunları söyleyenler bugün maalesef hala işin ciddiyetini kavrayamadı, ne yedisi ne yetmişi su krizinin ciddiyetini kavrayamadı. 

Evet Ankara’da susuzluktan perişan olundu; arabalara doluşup boş bidonlarla su kuyruklarında bekleme, yıllardır unutulmuş olana ‘eski usul’ temizlik yöntemlerini hatırlatmaya mecbur bıraktı.  AMA işte insanlık hemen unutuyor.

Unutturmamak, bilinçlendirmek ilçe belediyelerinin, ABB’nin ve devletin sorumluluğu.

Kuraklıktan kurtulmak, su krizini çözmek ise 7’den 70’e, en küçük sendikadan en büyük kuruma kadar, en küçük şirketten en büyük şirketlere fabrikalara(özellikle kimyasal pisliğini derelere ırmaklara salanlar) kadar herkesin sorumluluğu.

Ama maalesef, “tek başıma sadece benim yapmamla olmaz” zehirli düşüncenin kurbanıyız.

Peki ne yapmalı?

-Önce şu zehirli düşünceden kurtulmalı

-Devlet, büyükşehir belediyeleri ve ilçe belediyeleri politikayı ve seçim gününü bir kenara bırakıp  bu konuda ortak hareket etmeli.

- Su kayıp–kaçak oranları kamuya açık hale getirilmeli

-Büyük tüketicilere kademeli tarife uygulanmalı,

-Her evde su tasarruf aparatı ücretsiz dağıtılmalı.

-Fabrikaların saçtığı zehir sulara akıtmadan başka bir yöntem bulunmalı özellikle kimyasal olanlar

 -Yakıt kalitesi denetimleri sıklaştırılmalı, 

-Isınmada temiz enerji dönüşümü hızlanmalı. 

- “Tasarruf bilinci” kampanyaları tek seferlik değil, okul müfredatına girecek kadar kalıcı hale getirilmeli.

KONUT ATAĞI VE DENGESİZ BÜYÜME

Ancak Ankaralının çilesi, yollarda ve musluklarda bitmiyor. Eve döndüğünde kapısının önüne bırakılan bir başka 'fatura' daha var: Fahiş Kiralar. Evi, suyu, yolu derken, başkentte 'yaşanabilir bir konut'a erişmek de neredeyse bir lüks haline geldi. Hatta İstanbul'u solladık bile!

Ankara, uzun yıllar “memur kenti” kimliği sayesinde nispeten istikrarlı bir kira düzenine sahipti. Ancak son üç yılda bu düzen kırıldı; bugün artık Ankara, İstanbul’u aratmayan bir konut kriziyle karşı karşıya.

TÜİK’in 2025 verilerine göre Ankara’da kira artış oranı yıllık bazda %78.

Konut fiyat endeksi ise yalnızca %63 arttı.

Yani kiralar, fiyatların çok üzerinde; başka bir ifadeyle kira eğrisi fiyat eğrisinden kopmuş durumda.

Peki başkentin kira krizini derinleştiren ne?

En temel sebebi stoktakilerin eridi, talep arttı; son iki yılda Ankara’ya özellikle deprem bölgesinden gelen göçle birlikte yalnızca 2024–2025 arasında 68 bin kişi net artış oldu. Bu artış, kiralık konut arzının azalmasıyla birleşince fiyatlar adeta patladı.

Emlak sitelerinin ortak verisine göre Ankara’da kiralık ilan sayısı son iki yılda %37 azaldı.

Çankaya, Yenimahalle, Etimesgut hattında 1+1 ve 2+1 daireler neredeyse kapış kapış gidiyor.

İlçelere göre kiralara bakınca yok artık diyeceksiniz. Bu yılın piyasa verilerine göre:

-Çankaya: 21.000 – 27.000 TL

-Çayyolu – Ümitköy: 30.000 – 45.000 TL

-Bağlıca – Yaşamkent: 25.000 – 35.000 TL

-Yenimahalle: 17.000 – 22.000 TL

-Etimesgut: 15.000 – 21.000 TL

-Keçiören: 12.000 – 16.000 TL

-Mamak: 10.000 – 14.000 TL

Gördüğünüz gibi eskiden “memur semti” olarak bilinen Keçiören’de bile 10 bin TL’nin altında ev neredeyse kalmadı.

Öğrenci bölgelerinde 1+1 dairelerin fiyatı ise 26 bin TL’ye dayandı.

Ankara’da kiracı oranı ise  %53’e yaklaşmış durumda. Bu oran Türkiye ortalamasının neredeyse iki katı. Bu da şu demek oluyor: orta sınıf giderek sessiz bir göçe zorlanıyor.

Bu sessiz göç merkezden dış çeperlerine doğru: Çankaya - - >Yenimahalle - - >Etimesgut - - >Sincan - - ->Ayaş - - >Güdül

Bu zincire literatürde artık “Ankara’nın sessiz iç göçü” deniyor.

Kira sadece ekonomik bir mesele değil; insanların semt değiştirmesiyle birlikte sosyal çevresi, iş hayatı, çocukların okul düzeni ve günlük yaşam ritmi topyekûn bozuluyor.

Yani kira demek yaşam mücadelesi demek. 

Bu “kader seçmek” gibi; bütçe semti belirliyor, semt hayatın şeklini belirliyor; yani kira artık yalnızca bir rakam değil, doğrudan insanların sosyal ve psikolojik iyi oluşunu etkileyen bir faktör.

Kısaca yıllardır Ankara’yı ayakta tutan “makul şehir düzeni”, bugün fahiş kiralar yüzünden kırılgan hale geldi.

Peki ne yapılmalı?

-Boş konut vergisi gündeme alınmalı. Türkiye’de yaklaşık 1,3 milyon kullanılmayan konut bulunduğu biliniyor. Kapsamlı bir düzenlemeyle Ankara’daki stok piyasaya kazandırılabilir.

-Yeni konut arzı artırılmalı diyeceğim ama zaten bu konuda devlet TOKİ ile Sincan’da harekete geçti. Sincan’daki fahiş rakamları kırmak için 500 konut projesi başlattı.

-Ancak bu yeterli olmayacaktır, uzmanlara göre kirada üst sınır değil de bölgesel denge modeli denenmeli.  Avrupa’da uygulanan “bölge bazlı tavan” sistemi tartışılabilir.

-Öğrenci barınması sadece KYK’ya bırakmak yerine üniversite bölgelerine özel kiralık sosyal konut projeleri şart.

Ankara bugün üç krizle sınanıyor; su, trafik ve barınma…

Özellikle su için, geç kalınmış olsa bile hâlâ yapılabilecek çok şey var.

Asıl mesele, bu üç başlığı sloganlarla, retorik konuşmalarla değil, uzun vadeli planlama ve kurumlar arası ortak akılla yönetebilmek.

Çünkü başkent, tüm yüküne rağmen hâlâ dirençli; yeter ki bu direnç doğru okunup doğru yönlendirilsin.

Yorumlar (0 yorum)
Yorum kurallarını okudum ve kabul ediyorum.
Henüz yorum eklenmemiş, ilk yorum ekleyen siz olun.