Gelen gideni aratırmış…
2024 senesine veda ederken, “gündemin gündemi dövdüğü bir yıldı” demiştim yazımda; 2025 ise gündemin gündemi yok ettiği bir yıl oldu!
Davalardan, soruşturmalardan, incelemelerden, operasyonlardan, gözaltılardan, kavgalardan öyle bir bezdik ki kendi dertlerimizi, sorunlarımızı unuttuk.
İBB ve belediyelere yönelik soruşturmalardan, CHP özgürlük mitinglerine; Narin cinayetinden Minguzzi cinayetine, Kartalkaya felaketindeki ihmalkârlıklardan toplumsal çöküşe kadar birçok başlığı adam akıllı oturup tartışamadık bile.
Asgari ücret belli oldu; lakin Sadettin Saran, Mehmet Akif Ersoy, Ela Rümeysa Cebeci’nin “uyuşturucu” ve “fuhuş” zinciri iddialarından, maçlardaki şike davalarından bir türlü doğru düzgün konuşup tepki bile gösteremedik.
Durdu durdu, bu operasyonlar ve davalar 2025 yılını vurdu!
“Terörsüz Türkiye” süreci bile bu davalardan, operasyonlardan nasibini aldı.
Bir yıl içinde o kadar çok dosya konuşuldu ki gazeteciler bile takip etmekte zorlandı. Şahsen ben zorlandım.
Bu yılın en popüler mekânı neresi derseniz, bana göre adliye koridorları.
Neredeyse her alanda soruşturmalar açıldı.
Belediyelerden futbola, medyadan magazin dünyasına kadar uzanan bu tablo, ister istemez aynı soruyu gündeme getiriyor:
Bu bir hukuki normalleşme mi, yoksa toplumsal bir sorgulama eşiği mi?
Ya da Türkiye; siyasette, demokraside ve denetimde bir fetret dönemi mi yaşıyor, yoksa bir arınma dönemi mi?
Bu kısmı sizlere bırakıyorum.
Öncelikle belirtmek isterim: Bu yılın dosyası oldukça kabarık; her birinden ayrı ayrı kitaplar çıkar. “Niye bundan bahsettin de ondan bahsetmedin?” demeyin; olabildiğince kısaca, en çarpıcı kısımları vereceğim.
***
1. İBB ve Ayrışan Dosyalar: Tek Bir Dava Değil, Bir Dosyalar Zinciri
2025’te en çok konuşulan başlıkların başında İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Ekrem İmamoğlu hakkında yürütülen soruşturmalar geldi.
Ancak kamuoyunda çoğu zaman “İBB davası” diye tek başlık altında anılan bu süreç, aslında birbirinden ayrılan çok sayıda dosyadan oluşuyor.
İhale süreçlerine ilişkin iddialar, belediye yönetimiyle ilgili incelemeler, CHP içinde partililerin açtığı davalar, siyasi söylemler üzerinden açılan davalar ve idari soruşturmalar…
Hatta bazı dosyalar, iddia ve değerlendirme düzeyinde, daha önce açılmış ve hâlâ devam eden “terörle iltisak” başlıklı soruşturmalarla bağlantılı olarak ele alındı.
Her biri farklı hukuki zeminlere dayanıyor; fakat kamuoyunda hepsi aynı siyasi tartışmanın parçası hâline geliyor.
Bu noktada yaşanan temel sorun şu:
Hukuki süreçlerin kendisinden çok, bu süreçlerin siyasi anlamı konuşuluyor.
Dosyalar ilerledikçe tartışma, “ne oldu?” sorusundan çok “neden şimdi?” sorusuna kilitleniyor.
Ve elbette ki sosyal medyanın kontrolsüz ve çoğu zaman doğrulanmamış bilgi akışıyla, bir sürü yalan yanlış spekülasyon bilgisi silsilesi kaçınılmaz oluyor.
Peki, neydi bu “ayrışan” ama birleşen dosyalar? Şöyle bir hatırlayalım (davaların bir kısmı):
İhaleye Fesat Davası: Beylikdüzü döneminden sarkan ama 2025’te karara bağlanması beklenen, kronikleşmiş dosya.
“Terörle İltisaklı Personel” İncelemesi: İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin hazırladığı raporlar üzerinden yürütülen idari süreç.
Ahmak Davası’nın Artçıları: Siyasi yasak tartışmalarının odağındaki dosyanın istinaf ve Yargıtay kıskacındaki seyri.
Konser ve Etkinlik Soruşturmaları: Son çeyrekte patlak veren, Beykoz ve Beyoğlu ile başlayıp İBB’ye uzanan “kamu zararı” iddiaları.
Ve kuşkusuz listenin en ilginç, belki de CHP yönetimini en çok terleten dosyası “içeriden” geldi:
CHP Kurultay Davası (İradeye Fesat ve Usulsüzlük İddiaları):
Sadece devletin organları değil; bizzat parti içinden bazı delegelerin ve muhalif isimlerin “kurultayda iradeye fesat karıştırıldı” iddiasıyla açtığı davalar da 2025’in adli takvimindeydi. “Şike” iddialarının sadece sahada değil, siyasetin mutfağında da tartışılması; bu durum, “İBB ve CHP dosyaları” dendiğinde akla sadece iktidar kanadından gelen denetim hamlelerini değil, hem ortaya çıkan somut usulsüzlük iddialarını hem de parti içi güç savaşlarının adliyeye taşınan yansımalarını getirdi. Yani mesele artık sadece bir “mağduriyet” hikâyesi değil; içinde videolu belgelerin, ciddi usulsüzlük iddialarının ve iç hesaplaşmaların olduğu çok katmanlı bir düğüm hâlini aldı.
***
2. Belediyeler: Tekil Dosyalar mı, Dalga Dalga Soruşturmalar mı?
İBB ile sınırlı kalmayan süreç, 2025 boyunca birçok belediyeyi kapsayan soruşturmalarla genişledi.
İçişleri Bakanlığı’nın 2025 verilerine göre:
* AK Parti: 626 dosya ile listenin başında (genellikle imar ve ihale usulsüzlükleri).
* CHP: 366 dosya ile ikinci sırada (genellikle “kamu zararı” ve “siyasi iltisak” iddiaları).
* MHP ve diğerleri: Geri kalan dosyalar ise MHP, İYİ Parti ve diğer yerel yönetimlere dağılmış durumda.
Ancak rakamların dili, bazen verilerin ötesindeki gerçeği yansıtmakta yetersiz kalabiliyor. Bakanlık verilerine göre 626 dosya ile AK Parti “en çok soruşturulan” taraf olsa da, 2025’in asıl tartışması “yaptırımların uygulama biçiminde” düğümlendi.
Yıl boyunca CHP ve DEM Parti sıralarından birçok belediye başkanı ağır iddialarla görevden uzaklaştırılıp yerlerine kayyum atanırken; AK Partili belediyelerdeki süreçlerin “başkanlar görev başındayken” ilerlemesi, kamuoyunda “hukukun iki farklı süratte işlediği” algısını güçlendirdi. Bu tablo, 2025’te denetim mekanizmasının muhalefet için sert bir yaptırıma, iktidar belediyeleri içinse teknik bir sürece dönüştüğü eleştirilerini de beraberinde getirdi.
***
3. Futbol Dünyası: Saha Dışında Çalınan Düdük
2025’te adliye koridorları yalnızca siyasetçilerin ve belediye başkanlarının değil; futbol dünyasının, medya figürlerinin ve magazin dünyasının da uğrak noktası hâline geldi.
Şike iddiaları, bahis bağlantıları, uyuşturucu ticareti ve fuhuş ağlarına dair soruşturmalar; bir süredir spor sayfalarında ya da magazin eklerinde okunan isimleri, bir anda adli haberlerin merkezine taşıdı.
Bu dosyaların önemli bir kısmı henüz soruşturma aşamasında. Yani hukuki olarak kesinleşmiş yargılardan değil, iddia ve inceleme süreçlerinden söz ediyoruz. Ancak kamuoyundaki tartışma, yine hukuki çerçevenin ötesine geçerek başka bir noktaya evrildi.
Asıl soru şu oldu:
Bu soruşturmalar, yıllardır konuşulan ama bir türlü üzerine gidilmeyen alanlara yönelik gecikmiş bir yüzleşme mi; yoksa siyaset gündeminin ağırlığı altında dağılan bir kamu dikkatinin yeni adresi mi?
Sorumuzu sorduk, şimdi de sürece kısa bir bakış atalım:
3 Temmuz’un Hortlayan Hayaleti:
2011’deki “Şike Davası”na ilişkin tartışmalar, 2025’te açılan yeni soruşturma başlıklarıyla yeniden kamuoyunun gündemine taşındı. Ali Koç’un şikâyeti üzerine başlayan süreçte, Aralık 2025’te eski TFF Başkanvekili Lütfi Arıboğan, eski TFF Genel Sekreteri Ebru Köksal, İlhan Helvacı ve Ahmet Gülüm’ün gözaltına alınması, “kumpas mı, hesaplaşma mı?” tartışmasını alevlendirdi. FETÖ’nün şike kumpasına iştirak iddiaları, 14 yıl sonra yeniden manşetleri süsledi.
Bahis ve Şike Skandalı:
Sadece geçmişin hayaletleri değil, bugünün kirli ağları da kamuoyuna yansıdı. TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun açıklamalarıyla başlayan süreçte; Süper Lig’den amatör liglere kadar binin üzerinde futbolcu ve çok sayıda hakemin bahis oynaması ya da oynatması nedeniyle PFDK’ya sevk edilmesi, Türk futbol tarihinde benzeri az görülen geniş kapsamlı disiplin süreçlerinden biri olarak değerlendirildi.
Operasyonun Magazinel Yüzü:
Bahis ve kara para aklama soruşturmaları kapsamında aralarında Erden Timur gibi tanınmış isimlerin ve onlarca futbolcunun “şüpheli” sıfatıyla adının geçmesi, taraftarların “temiz futbol” umudunu bir kez daha sarstı. Saha dışında çalınan bu düdükler, 2025’te birçok kulübün ve yöneticinin geleceğini belirsizliğe itti.
***
4. Ünlüler, Magazin ve Ağır Suç Dosyaları
2025’in son ayları, uyuşturucu, fuhuş ve organize suç gibi ağır suçlamalar içeren soruşturmalarla dikkat çekti.
Bu dosyalar, kamuoyunun yakından tanıdığı isimlerin adli süreçlere dâhil olması nedeniyle geniş yankı uyandırdı.
Soruşturmaların önemli bir kısmı, savcılıkların yürüttüğü ön inceleme ve delil toplama aşamalarında şekillendi.
Uyuşturucu madde kullanımı, suç gelirleri ve bazı dosyalarda fuhuş yoluyla şantaj iddiaları; ayrı ayrı klasörler hâlinde ele alındı.
Bu süreçte medya, spor ve iş dünyasından bazı isimler şüpheli ya da tanık sıfatıyla dosyalarda yer aldı.
Ekranın “Gözde” İsimleri ve Tutuklamalar:
Aralık ayında başlayan operasyonlarda, Habertürk Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy ve spiker Ela Rümeysa Cebeci’nin uyuşturucu testi sonuçlarının pozitif çıkması ve ardından tutuklanmaları medya dünyasında deprem etkisi yarattı. Ersoy’un “iktidarın vitrin yüzlerinden biri” olarak anılması, bu operasyonun yalnızca adli değil; siyasi ve “meslek içi hesaplaşma” boyutlarını da tartışmaya açtı.
İş Dünyasından Adliyeye:
Fenerbahçe başkanlığı için adı geçen iş insanı Sadettin Saran’ın da bu dosya kapsamında ifade vermesi ve kan/saç örneklerinde uyuşturucu madde saptanması, “dokunulmaz” sanılan isimlerin de mercek altına alındığını gösterdi. Saran’ın bu durumu “itibar suikastı” olarak nitelemesi, 2025’in dosya savaşlarının ne kadar kişiselleştiğinin de bir göstergesi oldu.
Fuhuş ve Zorbalık Zinciri:
Operasyonun yalnızca uyuşturucuyla sınırlı kalmaması; bazı medya mensupları ve yargı üyelerine yönelik “fuhuş yoluyla şantaj” iddialarının dosyaya girmesi, 2025’i bir “arınma” yılından çok, “kirliliğin ifşa edildiği” bir yıla dönüştürdü.
***
5. Toplumsal Travmalar ve Adalet Arayışı: Narin, Minguzzi, Kartalkaya
2025’te yalnızca siyasi ya da kurumsal dosyalar değil, toplumsal hafızada derin izler bırakan, can yakan davalar da adalet tartışmasının merkezine oturdu.
Bazı dosyalar vardı ki, adliye koridorlarından yükselen ses yalnızca bir hukuk mücadelesi değil; koca bir toplumun feryadıydı.
Narin ve Minguzzi: Bir Çocuk ve Bir Genç Ömrün Hesabı
Diyarbakır’dan Kadıköy’e uzanan o kederli yol…
Narin’in davası ve 14 yaşındaki Mattia Ahmet Minguzzi cinayeti, Türkiye’nin “çocuklarımızı gerçekten koruyabiliyor muyuz?” sorusuyla en acı şekilde yüzleştiği sınavlar oldu.
Verilen cezalar kimileri için yüreklere su serperken, Minguzzi davasındaki bazı beraat kararları adaletin terazisine dair yeni tartışmaları da beraberinde getirdi.
Kartalkaya Otel Yangını: İhmalin Bedeli
Yılın başında Bolu’da yaşanan otel yangını, “kaza” deyip geçilemeyecek kadar ağır bir ihmaller zincirini gözler önüne serdi.
78 canın hesabı sorulurken; denetimsizlik, yetersiz yangın önlemleri ve ruhsat süreçlerindeki boşluklar dosyanın en kritik başlıkları hâline geldi.
Bu davalar, hukuki sürecin ötesinde, toplumun:
“Adalet yerini bulacak mı, yoksa yine zayıfın omuzlarına mı yıkılacak?”
sorusunu en yüksek sesle sorduğu başlıklar olarak hafızalara kazındı.
Çünkü 2025 bize bir kez daha gösterdi ki; bir ülkede adalet yalnızca siyasiler için değil, bir çocuğun ve bir tatilcinin hayatı için de eşit hızda işlemeliydi.
***
2025’e baktığımızda geriye tek bir dava ya da tek bir başlık kalmıyor.
Belediyelerden futbola, cinayetlerden ihmalkârlıklara (Narin, Minguzzi, Kartalkaya otel yangını…), medyadan magazin dünyasına uzanan bu tablo; hukukun, siyasetin ve toplumun aynı anda sınandığı bir yılı işaret ediyor.
Kimi dosyalar toplumdaki yozlaşmayı, kimileri ülkedeki denetim eksikliğini ve torpillerin yol açtığı felaketleri gözler önüne serdi.
Bazıları gecikmiş bir yüzleşme hissi yaratırken, bazıları ise zamanlaması ve uygulanışıyla soru işaretlerini beraberinde getirdi.
Tartışmalar ilerledikçe, hukuki süreçlerin kendisinden çok bu süreçlerin nasıl algılandığı konuşulur oldu.
Belki de 2025’in en net fotoğrafı şu:
Adalet, yalnızca mahkeme salonlarında değil; toplumun vicdanında da test edildi.
Bu bir arınma süreci mi, yoksa uzun bir fetret döneminin devamı mı?
Buna zaman karar verecek.
Ama kesin olan şu ki; bu yıl, hepimize durup neye alıştığımızı yeniden düşünmemiz gerektiğini hatırlattı.