Suriye’de artık sadece bir iç savaş değil, devasa bir pozisyon alma savaşı var. Cephe hatları coğrafi olarak yer değiştirse de aktörlerin ajandaları aynı sertlikte masada duruyor. Şam, YPG, İsrail ve ABD hattında yaşananlar basit bir çatışmanın ötesinde; bölgenin genetik kodlarını değiştirecek yeni bir denge arayışı.
*
ARAÇLAŞAN YAPILAR VE "İNSANİ KALKAN" STRATEJİSİ"
Şam yönetimi, yıllar süren sessizliğini bozup sahada yeniden "egemen güç" sıfatıyla boy göstermek istiyor. YPG ise bu karmaşık tabloda ne tam bir devlet ne de sıradan bir örgüt; o artık bir jeopolitik rehin. Ancak bu rehin olma hali, örgütün sahada etik dışı yöntemlere başvurmasını da beraberinde getiriyor. Şeyh Maksud’da görüldüğü üzere, hastanelerin birer terör karargâhına dönüştürülmesi, sivil kurumların silah deposu olarak kullanılması, bölgedeki "insani kalkan" stratejisinin ne kadar tehlikeli bir boyuta ulaştığını kanıtlıyor.
Washington’un kendi içindeki seçim belirsizliğiyle "kullanışlılık süresi" kısalan örgüt, bu tür karargâhlarla varlığını korumaya çalışırken; aslında en büyük zararı yine bölge halkına veriyor.
*
İSRAİL'İN MESAJI VE "VAAT EDİLMİŞ TOPRAKLAR" GÖLGESİ
İsrail’in Suriye’deki hava saldırıları artık sadece rutin tacizler değil. Tel Aviv, Hizbullah’ın lojistik nefes borularını keserek Suriye’yi bir "geçiş koridoru" olmaktan çıkarma stratejisini izliyor. Ancak saldırıların arkasında daha derin bir kaygı var. Bölgedeki bazı analizlerin işaret ettiği "Vaat Edilmiş Topraklar" stratejisinin bir parçası olarak YPG/SDG üzerinden özerk bir yapı kurma çabası, bölge haritasının yeniden çizilmesi senaryolarını tetikliyor.
İsrail için YPG, sadece İran’a karşı bir tampon değil; aynı zamanda bölgeyi parçalı tutacak bir satranç taşı. Bu durum, "Ben bu masadayım" mesajından daha fazlasını, yani uzun vadeli bir yerleşim ve nüfuz alanını hedefliyor.
*
TÜRKİYE: MASADAKİ HAYATİ DOSYA
Bu denklemde Türkiye’nin pozisyonu sadece bir komşu ülke refleksi değil, doğrudan bir beka meselesidir. Sahada SDG/YPG sıkıştıkça, bu durumun Türkiye’deki iç siyasete yansımalarını (Ankara’ya yapılan diyalog çağrıları ve "çözüm" tartışmaları üzerinden) daha sık görüyoruz.
Ancak gerçek şu: Şam ile Ankara hattındaki normalleşme sinyalleri, her iki başkentin de "YPG’nin geleceği" konusunda ortak bir paydada buluşma potansiyelinden besleniyor. Suriye’de vekâlet savaşı uzadıkça, istikrarsızlık sınır hattından içeri sızmaya çalışıyor. Bu yüzden Türkiye, diplomatik alanını daraltan bu kuşatmayı yarmak için oyun kurucu hamlelerini sıklaştırmak zorunda.
*
KİMSE KAZANAMIYOR
Suriye tablosu bize şunu fısıldıyor: Bölgede kimsenin mutlak bir zafer kazanmaya niyeti yok. Herkes sadece kaybetmemeye ve elindeki kartları en pahalı şekilde satmaya oynuyor.
Hastaneleri karargâha çeviren terör odağıyla, teolojik ve jeopolitik ajandalarla harita çizen güçler arasında kalan tek bir sabit kaybeden var: Bölge halkları. Suriye artık bir "iç işi" değil; doğrudan küresel ve bölgesel güvenliğin sinir ucu. Ve bu sinir ucuyla oynayanların eli, her an yanmaya mahkûm.