Ankara’da bir kapı çalınıyorsa artık iki ihtimal var:
Ya gerçekten biri gelmiştir…
Ya da hırsızdır.
Eskiden kapı kapı dolaşan bohçacılar vardı.
Şimdikinin “Getir” uygulamasının eski versiyonu.
Bir bohçacı bir eve girdi mi, bütün bina bilirdi. Ev sahibi haber verir, komşular toplanırdı. Cep telefonu yoktu, çevirmeli telefonlar vardı ama çoğu zaman ona bile gerek kalmazdı. Karşı komşu, yan daire, alt kat… Zincir böyle ilerlerdi.
Sonrası malum. Bohçacı kılığındaki hırsızlar çoğaldı, insanlar eve almaya korktu ve o defter kapandı.
Gerçi bohçacıların tek olayı hırsızlık da değildi ama konuyu dağıtmayalım.
*
Gelelim yeni nesil hırsızlara…
Mamak’ta “aile kılığında” apartman gezenler, Sincan’da kapıyı tıklatıp içeri kendi evine girer gibi giren üç kadın… Okuyunca insan bir an durup düşünüyor:
Biz mi paranoya yapıyoruz, yoksa Ankara’da hırsızlık gerçekten seviye mi atladı?
Eskiden hırsızlık gece olurdu. Sessiz olurdu. Biraz korkutucu olurdu.
Şimdi?
Gündüz vakti apartmana gir, kat kat dolaş, kapıyı tıklat, ev boş mu kontrol et…
Resmen keşif gezisi.
Mamak’taki olayda hırsızlar “aile gibi” davranıyormuş. Bu çok kritik bir detay. Çünkü Ankara’da artık yabancıya değil, samimi olana dikkat edeceksin.
Yanında çocuk varsa, sakin görünüyorsa, kapıyı nazikçe çalıyorsa…
Şüphelen!
*
Sincan’daki görüntüler ise tam bir “kendin pişir kendin ye” konsepti. Kapıyı çal, evde kimse yoksa içeri gir, odaları gez, sonra sakin sakin çık.
İnsanın aklına şu geliyor:
Bu insanlar evi soymaya mı geliyor, yoksa emlakçı gibi “şöyle bir bakıp çıkalım” mı diyor?
Ankara’da hırsızlık haberlerini son günlerde sık duyar olduk. Gerçi şu sıralar asıl trend dijital hırsızlık; ona da fena alıştık. Haberi görünce “Yine mi?” deyip geçiyoruz.
Ama eski usul hırsızlığın bu yeni hali, korkutmaktan çok şaşırtıyor.
Bence bu işin baş tetikçisi bireysellik.
Hani şu koca koca, birbirinin aynısı lojmanlarla komşuluğu bitiren, kimsenin kimseyi tanımadığı ruhsuz binalar…
Gidin bakın eski usul binalara. Komşuluğun hâlâ yaşadığı yerlere. İnsanlar komşusunun sadece adını değil, sülalesini bilir. Kardeşini, yeğenini, hatta dıdısının dıdısını…
Bir yabancı geldi mi hemen fark edilirdi.
Şimdi herkes çalışıyor, tek yaşayanlar çoğaldı.
E haliyle…
Hırsızlar için “oh mis” bir tablo.
Yeme de yanında yat. (!)
*
Bu yazıyı yazarken kimseyle dalga geçmiyorum. Ne mağdurla ne mahalleyle.
Dalga geçtiğim şey alışkanlık.
Çünkü bir şehir hırsızlığa alıştığında, sadece eşyasını değil, güvenini de kaybeder.
Kapıyı kilitlemek yetmez, kafayı da kilitlersin.
Her sese irkilirsin.
Her kapı çaldığında tedirgin olursun.
*
Ankara buna alışmak zorunda değil.
Hırsızlık “rutin haber” olmak zorunda hiç değil.
İnsan teknoloji geliştikçe şartların düzeleceğini sanıyor ama mesele öyle değil…
Kapıyı çalanın komşu mu, misafir mi, hırsız mı olduğunu düşünmek zorunda kaldığımız bir şehir…
Bu, Ankara’nın kaderi olmamalı.
Komşuluk bağlarımız yeniden güçlenmeli.