Kime destek, kime köstek…
Akıllı kullanan kazanır, buna şüphe yok. Ama yine de yapay zekânın getirdiği imkânların yanında, getireceği kösteği de bir kenara mı bırakalım?
*
Çarşamba günü Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından Ankara’da düzenlenen “Yerel Basın 4.0: Yapay Zekâ ve Yeni Nesil Habercilik” eğitimine katıldım. Yerel basını desteklemek ve yapay zekâyı habercilik süreçlerine entegre etmek amacıyla düzenlenen program, teknik anlamda oldukça kapsamlı ve aydınlatıcıydı.
Eğitimde yapay zekâ araçlarının haber üretim sürecinde nasıl kullanılabileceği, hızlı ve kaliteli içerik üretimi, veri analizi, doğrulama uygulamaları, görsel üretim teknikleri ve dijital okuryazarlık başlıkları örneklerle aktarıldı. Gazetecilerin sahada ve masa başında işini kolaylaştıracak uygulamalar somut biçimde gösterildi. Ayrıca yapay zekânın riskli yönleri, dezenformasyon üretme potansiyeli ve etik sınırlar da masaya yatırıldı.
Özetle, eğitim içerik açısından doluydu. Anlatılanlar havada kalmadı, pratik karşılığı olan bilgilerdi. Bu yönüyle memnun kaldığımı net biçimde söyleyebilirim.
*
Ancak mesele sadece teknik bilgi değil.
Lise yıllarından beri bu sektörün içindeyim. Yerel basının ekonomik gerçekliğini, imtiyaz sahibi kişilerin bakış açısını ve kriz dönemlerinde ilk nereden tasarrufa gidildiğini az çok biliyorum. Bu yüzden eğitimden çıkarken kafamda bazı soru işaretleri oluştu.
Yapay zekâ gazetecinin işini kolaylaştırır mı? Evet.
Hız kazandırır mı? Evet.
Veri doğrulama ve arşiv taramasında büyük avantaj sağlar mı? Kesinlikle.
*
Fakat aynı zamanda şu ihtimali de görmezden gelemiyorum:
Bir haber sitesinde 15 editör çalışıyorsa, yapay zekâ entegrasyonundan sonra bu sayının 3–4’e düşürülmeyeceğinin bir garantisi var mı?
Belki düşmemesi gerekir. Çünkü gazetecilik yalnızca metin üretmek değildir. Saha bilgisi, yerel hafıza, dil hakimiyeti, kriz anında refleks gösterebilme, haberin tonunu ayarlayabilme gibi unsurlar insan deneyimiyle şekillenir. Yapay zekâ veri işler, kalıp kurar, hız sağlar; ama sezgi üretmez.
Ancak medya patronlarının meseleye “verimlilik” ve “maliyet” penceresinden bakması durumunda, yapay zekâ bir yardımcıdan çok bir tasarruf aracı haline gelebilir. İşte asıl risk burada başlıyor.
Bugün ekonomik şartlar gerekçe gösterilerek küçülen kadrolar, yarın “AI zaten yapıyor” cümlesiyle daha da daraltılabilir. Özellikle editör istihdamında bir sene sonra (2027) ciddi azalmalar yaşanacağını düşünüyorum. Bu da yerel basının niteliğini uzun vadede etkileyebilir.
*
Çünkü az kadroyla yürütülen bir haber merkezi, ister istemez daha yüzeysel üretim yapar. Her ne kadar Aİ’ye tecrübeli gazeteci ve editörlerin haber yazım tarzları öğretilmiş, hangi içeriğe nasıl bakıp yansıtacağı plaza dili ile ‘prompt’(Türkçe tam karşılığı ‘İstem’) ile hafızasına kazınmış olsada, az editörle denetim azalır bu da yapay zekânın ürettiği "inandırıcı ama yanlış" içeriklerin (halüsinasyon) denetiminin daha da zorlaşması demek. İçerik hızlanır ama derinlik kaybolabilir.
*
Burada devlete de bir görev düşüyor. Yapay zekâyı yerel basına entegre etmek önemli bir adım. Ancak bu dönüşümün istihdam boyutu da düşünülmeli. Eğitim vermek kadar, mesleki sürdürülebilirliği koruyacak politikalar geliştirmek de kritik.
*
Yapay zekâya karşı olmak doğru değil. Bu çağda teknolojiyi reddetmek mümkün değil. Gazetecilerin bu araçları öğrenmesi ve etkin kullanması şart. Aksi halde rekabet gücü zayıflar.
Ama aynı zamanda şu soruyu da sormak gerekiyor:
Yapay zekâ gazetecinin yanında mı duracak, yoksa gazetecinin yerini mi alacak?
Eğer amaç gazetecinin işini güçlendirmekse, bu dönüşüm yerel basın için fırsat olabilir. Ancak amaç personel azaltmak ve üretimi otomatikleştirmek olursa, o zaman destek diye başlayan süreç kösteğe dönüşebilir.
Eğitim güzeldi, öğreticiydi, yol göstericiydi.
Şimdi mesele şu: Bu bilgiyi nasıl kullanacağız?
Çünkü yapay zekâ kendi başına ne iyi ne kötü.
Onu iyi ya da kötü yapan, bizim ona yüklediğimiz anlam ve kullanım biçimi olacak.