27 Mayıs Çağrısı’nın yıl dönümünde yapılan ikinci açıklama, önceki metni tamamlar nitelikteydi. Mesajın tonu sert değil, kontrollüydü. İçeriği ise daha çok çerçeve çizme amacını taşıyordu.
1. Tartışmaya Açılmayan Tek Başlık: Kendi Statüsü
Mektupta dikkat çeken en belirgin unsur, kendi durumuna ilişkin hiçbir statü talebinin dile getirilmemesiydi. Sürecin kişisel değil, yapısal bir zeminde ilerlemesi gerektiği vurgusu olarak okunabilir. Ama açılış konuşması yapan eş başkanların hepsi Öcalan’ın serbet bırakılmasını dile getirip “Kürtlerin özgürlüğü” ile bağdaştırdılar.
2. Ana Omurga: “Kürtsüz Türk olmaz, Türksüz Kürt olmaz.”
Metnin en çarpıcı cümlesi buydu. Bu ifade, ayrışma değil karşılıklı varlık ilişkisi üzerinden bir siyasal dil kurma denemesi. Kimliklerin çatışma değil tamamlayıcılık üzerinden tarif edilmesi hedefleniyor.
3. Üç Lider Vurgusu
Süreçteki çağrının Devlet Bahçeli’ye, katkının Özgür Özel’e, iradenin ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’a atfedilmesi; en ağır sorumluluğu iktidara yüklerken, bu yolculuğun tek bir siyasi aktörle sınırlı olmadığını da net bir şekilde ortaya koyuyor.
4. Bölgesel Mesaj
Metin sadece Türkiye’ye değil Orta Doğu’ya da gönderme yapıyor. Özellikle SDG’nin Suriye’ye entegrasyonu vurgusu, sürecin dış politika boyutunun da hesaba katıldığını gösteriyor.
5. “Anayasal Vatandaşlık”
En çok tartışılacak kavram bu. Ancak iki sınır net biçimde konmuş:
Demokratik sınırlar içinde olmalı.
Devletin bütünlüğünü esas almalı.
Bu çerçeve, üniter yapının korunacağı mesajını açıkça veriyor.
6. Zihinsel Dönüşüm Vurgusu
“Çatışmaya, şiddete, kandan beslenmeye reddiye” ifadesi ve “Cumhuriyetle zihnen barışmak” cümlesi, söylem düzeyinde önemli bir değişimi temsil ediyor. Bu, ideolojik pozisyonun revizyonu olarak okunabilir.
*
Bu metinden doğrudan bir statü tartışması çıkmıyor. Ancak anayasa tartışmasının zemini güçleniyor. “Anayasal vatandaşlık” kavramı, sivil anayasa başlığını yeniden gündeme taşıyabilir.
Yeni bir af tartışması doğar mı sorusu ise şimdilik belirsiz. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in “kişiye özel af olmaz” vurgusu, bu ihtimali sınırlayan bir çerçeve çiziyor.
Özetle:
İkinci çağrı, çatışma dili yerine anayasal zemin arayışını öne çıkarıyor. Sürecin ilerleyip ilerlemeyeceği ise söylemden çok, atılacak somut adımlarla netleşecek.