Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte evlerimizin içine dolan o tanıdık sesler… Bir yanda kahvaltı hazırlığı, bir yanda açık kalan televizyonlar. Gün daha yeni başlarken ekranlarda çoğu zaman aynı sahneler: tartışmalar, bağrışmalar, şiddet ve kaos…
Oysa sabah dediğimiz şey, ruhumuzun en hassas olduğu zaman dilimi. Hele ki çocuklar için… Güne nasıl başlarsak, günün geri kalanı da çoğu zaman o duyguyla şekillenir. Peki biz çocuklarımızı nasıl bir sabaha uyandırıyoruz?
Henüz dünyayı anlamlandırmaya çalışan bir çocuğun zihnine, daha gün doğmadan korkuyu, güvensizliği ve şiddeti yerleştiriyoruz. Televizyon sadece bir “arka plan sesi” gibi görünse de aslında evin görünmeyen öğretmeni oluyor. Ve ne yazık ki çoğu zaman yanlış dersler veriyor.
Sabah programlarında ya da dizilerde sunulan o sert dil, çözümsüzlük hissi ve sürekli kriz hali; çocukların dünyayı algılayışını fark etmeden şekillendiriyor. Onlara “dünya tehlikeli bir yer”, “insanlar birbirine zarar verir”, “sorunlar bağırarak çözülür” mesajı veriliyor. Bu da zamanla korkuya, kaygıya ve duyarsızlaşmaya dönüşebiliyor.
Ama mesele sadece televizyon değil…
Bugün çocuklarımızın elinde bir de sınırsız bir dünya var: sosyal medya. Denetimsiz içerikler, yaşına uygun olmayan videolar, şiddeti normalleştiren oyunlar… Tüm bunlar çocukların ruh dünyasını sessizce etkiliyor.
İşte tam bu noktada sorumluluk yalnızca ailelerin omuzlarında kalmamalı.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu gibi denetleyici kurumların daha etkin ve kararlı adımlar atması gerekiyor. Yayın içeriklerinin saatlere göre daha sıkı denetlenmesi, şiddetin sıradanlaştırılmasına izin verilmemesi artık bir tercih değil, bir zorunluluk.
Aynı şekilde çocuk yaştaki bireyler için sosyal medya kullanımına yönelik daha net sınırlar getirilmeli. Her içeriğin her yaşa uygun olmadığı gerçeğini kabul etmemiz gerekiyor. Şiddet içeren oyunların ve içeriklerin erişilebilirliği mutlaka kontrol altına alınmalı. Çünkü çocuk dediğimiz şey, gördüğünü kaydeden, hissettiğini büyüten bir varlık…
Ama burada bir dengeyi de unutmamak gerekir: Yasaklar tek başına çözüm değildir.
Denetimle birlikte bilinç, sınırlamayla birlikte rehberlik olmalıdır. Aileler olarak bizler de neyin izlenip izlenmediğini bilen, çocuklarıyla konuşan, onların dünyasına dahil olan bireyler olmalıyız.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Biz çocuklarımızı nasıl bir dünyaya hazırlıyoruz?
Daha sakin, daha güvenli, daha umut dolu bir sabah mümkün. Belki bir çizgi film, belki bir müzik, belki sadece huzurlu bir kahvaltı… Ama en önemlisi; şiddetten uzak bir başlangıç.
Çünkü çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras korku değil, güven duygusudur.
Ve bazen bir günü değiştirmek, sadece sabah televizyonunu kapatmakla başlar.