Bazı hayaller vardır; bir anda doğmaz.
Sessizce filizlenirler… Bir köşede, kimse fark etmeden büyürler.
Onlara alkış yoktur önce.
Hatta çoğu zaman inanan bile olmaz.
Ama sen bilirsin… İçinde bir yerde o hayalin nefes aldığını hissedersin.
Emek verdiğimiz şeyler, sadece bir iş değildir aslında.
Bir parçamız olur. Uykusuz gecelerimiz, vazgeçmek üzereyken yeniden tutunduğumuz umutlarımızdır.
Belki defalarca “olmaz” denir, belki en yakından bile şüpheyle bakılır…
Ama insan, kalbinin inandığını aklıyla susturamaz.
Çünkü bazı hayaller, sadece gerçekleşmek için değil;
insanı dönüştürmek için vardır.
Yolda öğrenirsin sabrı…
Beklemeyi, yeniden başlamayı, düştüğün yerden kalkmayı.
Ve bir gün dönüp baktığında fark edersin:
Sen hayalini büyüttüğünü sanarken, aslında hayalin seni büyütmüştür.
Bugün sahip olduğun ne varsa,
dün vazgeçmeyişinin eseridir.
O yüzden küçümseme…
Gece aklına düşen o fikri,
içini kıpırdatan o isteği,
“bir gün” diye ertelediğin o hayali…
Belki de hayatın, tam orada başlıyordur.
Ve belki de bazı hayaller, sadece gerçekleşmek için değil…
bir ışık olmak için doğar.
Karanlıkta kalmış bir köşeye,
umutsuzluğun sessizliğine,
yorgun bir ruhun en derin yerine dokunmak için…
Tıpkı küçücük bir alev gibi.
Nazik ama kararlı.
Sessiz ama vazgeçilmez.
Çünkü bazı emekler vardır;
görünmez… ama hissedilir.
Bazı hayaller vardır;
küçük başlar… ama hayatı aydınlatır.
Ve bir gün, o hayalin adını koyarsın.
Lümina.
Bir mumdan fazlası…
Emek verilmiş bir hayalin ışığı.