Ankara’da bu hafta ilginç bir tablo vardı.
Bir tarafta yağmur yağdığı için şükreden çiftçiler…
Diğer tarafta ise yağmur duasına çıkan insanlar…
Aslında bu iki görüntü, Ankara’nın son yıllarda yaşadığı su gerçeğini tek başına anlatıyor.
Polatlı’da son yağışların ardından üreticiler rahat bir nefes aldı. Kurak geçen dönemin ardından gelen yağmur, özellikle tarım bölgelerinde moral oldu. Tarlaların suyla buluşmasıyla birlikte birçok çiftçi “şükür” mesajları verdi.
Ama Ankara’nın başka bir noktasında, Beypazarı’nda insanlar hâlâ yağmur duasına çıkıyordu.
Çünkü son yağışlara rağmen toprağın hâlâ yeterince suya kavuşmadığını düşünen üreticiler var.
Üstelik mesele yalnızca tarlalar da değil.
ASKİ’nin son verileri de Ankara’daki bu ikili ruh halini doğruluyor.
Son yağışlarla birlikte başkentteki baraj doluluk oranları yükselmeye başladı. Mayıs ayı başında yüzde 43 seviyelerinde olan toplam doluluk oranı, son verilere göre yüzde 45 bandına kadar çıktı.
İlk bakışta kulağa iyi geliyor.
Ama işin bir de diğer tarafı var.
Çünkü aktif kullanılabilir su oranları hâlâ yüzde 40 seviyesinin altında seyrediyor.
Yani yağmur barajlara nefes aldırdı ama uzmanların aylardır işaret ettiği risk tamamen ortadan kalkmış değil.
Üstelik Ankara’daki tüm barajlar aynı durumda da değil.
Bazı barajlar yüksek doluluk seviyesine ulaşırken, bazı bölgelerde su miktarı hâlâ kritik seviyelerde konuşuluyor.
Belki de bu yüzden Ankara’da aynı hafta içinde hem yağmur şükrü hem yağmur duası görmek artık kimseye garip gelmiyor.
Ve sanırım burada en büyük tehlike rehavet.
Çünkü birkaç hafta süren yağışın ardından insanlar bazen “tehlike geçti” hissine kapılabiliyor.
Oysa Türkiye artık su stresi yaşayan ülkelerden biri.
Ankara da bu riskin tam ortasında.
İşte tam da bu yüzden Gölbaşı’nda başlayan karabuğday üretimi bence sıradan bir tarım haberi değil.
Çünkü karabuğday, klasik ürünlere göre daha az su isteyen ve kuraklığa daha dayanıklı ürünlerden biri olarak biliniyor.
Yani aslında Ankara’da yalnızca yeni bir ürün ekilmiyor.
Bir anlamda geleceğin tarım modeli deneniyor.
Belki de önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin en büyük meselelerinden biri tam olarak bu olacak:
Daha az suyla nasıl üretim yapılacak?
Çünkü görünen o ki artık mesele yalnızca yağmurun yağıp yağmaması değil.
Asıl mesele, elimizdeki suyu nasıl yönettiğimiz.
Bu yüzden yalnızca vatandaşın değil; devletin, belediyelerin, il yöneticilerinin ve üreticilerin birlikte hareket etmesi gerekiyor.
Yeni su politikaları, bilinçli sulama sistemleri, kaçak suyla mücadele, kuraklığa dayanıklı tarım ürünleri ve uzun vadeli planlamalar artık lüks değil, zorunluluk haline geliyor.
Belki de Gölbaşı’ndaki karabuğday ekimi bu yüzden önemli.
Çünkü bazen bir şehir geleceğe yalnızca baraj yaparak değil, ne ekeceğini değiştirerek hazırlanır.
Ve sanırım Ankara’da aynı hafta içinde hem yağmur duası hem yağmur şükrü yaşanması bize tam olarak bunu anlatıyor.