Bazı bağlar vardır…
İnsan sırf adı “akrabalık” diye koparamaz.
Oysa insanı yoran şey bazen mesafe değil, mecbur hissettirilen yakınlıktır.
Hep aynı cümlelerle büyütüldük:
“Akraba kırılmaz.”
“Büyüklerin sözüne susulur.”
“İdare et.”
“Boş ver, kan bağı.”
Ama kimse şunu öğretmedi:
İnsan kendini de korumalı.
Çünkü bazı insanlar hayatınıza sevgi değil, sürekli ağırlık bırakır.
Yanından kalkınca için daralır.
Her görüşmeden sonra enerjin düşer.
Mutlu olduğunda bile huzurla sevemezsin; çünkü ya kıyas başlar ya yorum ya da küçümseyen bakışlar…
En acısı da şudur:
İnsan bazen yabancıya anlatamadığı kırgınlığı akrabasından görür.
Sürekli eleştiren,
Hayatına karışan,
Sınır tanımayan,
Her iyiliği görev gibi gören insanlar…
İnsanın ruhunu sessizce yorar.
Ve bir süre sonra kişi şunu fark ediyor:
Kalabalığın içinde olmak, huzurlu olmak demek değil.
Bazı sofralar insanı doyurur,
Bazıları sadece tüketir.
İşte tam da bu yüzden insanın kendine şunu sorması gerekiyor:
“Bu insanlar bana gerçekten iyi geliyor mu?”
Çünkü hayat zaten yeterince zor.
Kimsenin omzunda görünmeyen yükler var.
Bir de insan, kendini kötü hissettiren ilişkileri taşımak zorunda kalınca ruhunda yer kalmıyor.
Uzaklaşmak bazen saygısızlık değildir.
Bazen kendini kurtarmaktır.
Her telefonu açmamak,
Her ortama girmemek,
Her sözü içine atmamak,
Her bağı sürdürmeye çalışmamak…
Bunlar bencillik değil; insanın kendine gösterdiği saygıdır.
Artık birçok insan şunu öğreniyor:
Huzur, herkesi memnun etmeye çalışınca değil; insana iyi gelmeyen şeylerden uzaklaşınca başlıyor.
Çünkü insanın ruhu da beden gibi…
Sürekli zarar gördüğü yerde iyileşemiyor.
Ve bazen en doğru mesafe,
Kırmadan ama kendini de kırdırmadan koyulan mesafedir.