Bir memleket meselesi değil...
Bir siyasi magazin meselesi.
CHP'de aylarca süren iç kavga, yargı süreci ve kurultay tartışmaları derken parti adeta kendi gündemine hapsoldu. Memleketin konuştuğu ekonomi, güvenlik ve dış politika gibi başlıklar iktidarın gündeminde kalırken, CHP'de ise bu konular geri planda kaldı. Medyanın ve kamuoyunun dikkati tamamen CHP'deki iktidar mücadelesine çevrildi.
Sonunda beklenen oldu.
Özgür Özel, beraberindeki milletvekilleriyle CHP'den ayrılarak Yeni Parti'yi kurdu. Üstelik Meclis'teki milletvekili sayısıyla, kurulur kurulmaz ana muhalefet partisi oldu.
Böylece CHP'deki iktidar kavgası da şimdilik sona erdi.
Kemal Kılıçdaroğlu açısından bakıldığında ise parti içindeki en büyük muhalif grubun önemli bir bölümü artık CHP dışında siyaset yapıyor. Bir dönem "partiden arındırılacağı" konuşulan isimlerin önemli kısmı bugün Yeni Parti çatısı altında bulunuyor. Bu da Kılıçdaroğlu'nun parti yönetiminde daha rahat hareket edeceği yeni bir dönemin kapısını aralıyor.
**
Ancak bana göre asıl merak edilmesi gereken soru bu değil.
Asıl soru, daha önce CHP'den ayrılarak AK Parti saflarına geçen belediye başkanlarının, meclis üyelerinin ve siyasetçilerin bu yeni tablo karşısında nasıl bir yol izleyeceği.
Acaba yeniden CHP'ye mi dönecekler?
Yeni Parti'ye mi geçecekler?
Yoksa bulundukları yerde kalmayı mı tercih edecekler?
Türk siyaseti bize bunun örneklerini daha önce birçok kez gösterdi.
Muharrem İnce CHP'den ayrıldı, Memleket Partisi'ni kurdu.
Mehmet Ali Çelebi; CHP, Memleket Partisi, bağımsız milletvekilliği ve ardından AK Parti'ye uzanan bambaşka bir siyasi yol izledi.
Selma Aliye Kavaf; AK Parti'den DEVA Partisi'ne, oradan CHP'ye geçti.
Ümit Özdağ; MHP'den ayrıldı, İYİ Parti'nin kurucuları arasında yer aldı, ardından Zafer Partisi'ni kurdu.
Ümit Özlale; İYİ Parti'den CHP'ye, oradan da Yeni Parti'ye geçti.
16 yaşından bu yana ülkücü hareket içinde siyaset yapan Cemal Enginyurt ise MHP'den ihraç edildikten sonra Demokrat Parti'ye geçti, oradan da istifa ederek CHP'ye katıldı.
Kaldı ki son yıllarda İYİ Parti ve MHP kökenli birçok siyasetçi de CHP saflarına katıldı.
**
Bütün bunlar bize şunu gösteriyor:
Türk siyasetinde parti değiştirmek artık istisnai bir durum olmaktan çıktı.
Rozetler değişiyor.
İttifaklar değişiyor.
Siyasi adresler değişiyor.
Ancak CHP'den AK Parti'ye geçen isimlerin durumu diğer örneklere göre biraz daha farklı.
Çünkü onlar yalnızca parti değiştirmedi.
Siyasetin karşı cephesine geçtiler.
**
İşte bu nedenle bugün yeniden yön değiştirmeleri, sadece yeni bir parti rozeti takmaları anlamına gelmeyecek.
Aynı zamanda seçmen nezdindeki güvenilirliklerini de yeniden tartışılır hâle getirecektir.
Ama şu ayrıntıyı da unutmamak gerekir. CHP'den AK Parti'ye geçen isimlerin önemli bir bölümü, Kılıçdaroğlu dönemindeki aday belirleme süreçlerine ve parti yönetimine tepki göstererek ayrıldı. Kılıçdaroğlu’ndan sonraki dönemde daha büyük istifa dalgalarının gelme sebebi ise ayrılanların açıklamalarına göre İBB soruşturması ve Özel’in İmamoğlu davasına odaklanması ve sürekli o yönde miting yapıp CHP belediyeleri ile irtibatı azaltıp hizmet aksamalarına neden olması.
Bu yüzden bana göre en güçlü ihtimal, büyük bölümünün bulunduğu yerde kalmayı tercih etmesidir.
Bu elbette hiçbir şey değişmeyecek anlamına gelmiyor.
Siyasette hiçbir ihtimal imkânsız değildir.
**
Eğer Kemal Kılıçdaroğlu parti içindeki istikrarı sağlayabilir, CHP yeniden kurumsal kimliğini güçlendirebilir ve seçmeni yeniden ikna edebilirse, yıllar önce ayrılan bazı isimler için "baba ocağı" yeniden cazip hâle gelebilir.
Belki de Kılıçdaroğlu bazı isimlere bizzat çağrı yapacaktır.
Yeni Parti'ye geçiş ihtimalini ise açıkçası daha zayıf görüyorum.
Çünkü Yeni Parti'nin önünde yalnızca siyasi rekabet değil; teşkilatlanma, finansman, kurumsallaşma ve seçmene yeni bir hikâye sunma gibi ciddi sınavlar da bulunuyor.
Bugün sıfırdan kurulan iddialı bir siyasi partinin ilk altı aylık teşkilatlanma ve operasyon maliyetinin yaklaşık 23 ila 41 milyon lira arasında olabileceği hesaplanıyor. Buna seçim kampanyaları da dâhil değil.
Üye aidatları bu yükü taşımaya yetmez.
Devlet Bahçeli'nin "Yeni Parti'ye Hazine yardımından pay verilmesi" yönündeki çağrısı ise mevcut mevzuat nedeniyle uygulanabilir görünmüyor. Çünkü Siyasi Partiler Kanunu'na göre devlet yardımı milletvekili sayısına değil, seçimlerde alınan oy oranına göre dağıtılıyor.
Dolayısıyla Yeni Parti'nin önündeki ilk büyük sınav yalnızca siyaset üretmek değil, aynı zamanda bu büyük organizasyonu sürdürebilecek mali yapıyı oluşturmak olacak.
**
Ankara kulislerinde konuşulan başlıklardan biri de Mansur Yavaş'ın nasıl bir yol izleyeceği.
Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre ise basın açıklamasında bu konuda net bir cevap vermedi. Parti yönetimi dışında yapılan açıklamalara itibar edilmemesi gerektiğini söylemesi, sürecin henüz tamamlanmadığını gösteriyor.
**
Bu süreçte ortaya çıkan bir başka ilginç tablo ise şu oldu.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun milletvekili listesine yazıp Meclis'e gönderdiği isimlerin önemli bölümü Özgür Özel'in Yeni Partisi'ne geçti.
Buna karşılık Özgür Özel'in aday gösterip belediye başkanı seçtirdiği birçok isim ise Kemal Kılıçdaroğlu ile CHP'de kaldı.
Benim hatırladığım kadarıyla yakın siyasi tarihte benzerine çok sık rastlanan bir tablo değil.
**
Elbette yeni istifalar da olabilir.
Yeni katılımlar da yaşanabilir.
Ancak bana göre bundan sonraki en ilginç siyasi hareketlilik, CHP ile Yeni Parti arasında değil, yıllar önce CHP'den ayrılmış isimlerin vereceği kararlarda yaşanacak.
Belki büyük çoğunluğu AK Parti'de kalacak.
Belki az sayıda isim CHP'ye dönecek.
Belki de beklenmedik birkaç sürpriz göreceğiz.
Ama şundan eminim:
CHP'deki bu bölünmenin gerçek etkisini yalnızca CHP ile Yeni Parti arasındaki geçişlerde aramak eksik olur.
Çünkü bazen bir partide yaşanan kırılma, yıllar önce o partiden ayrılanları da yeniden düşünmeye zorlar.
Ve Türk siyasetinin bize öğrettiği bir gerçek varsa, o da şudur:
Siyasette kapanan kapılar, çoğu zaman tamamen kilitlenmez.
Sadece yeniden açılacağı zamanı bekler.