Atakule Neden Ankara Denince Akla Gelen İlk Simgelerden?

Ankara’nın hızla değişen silüetinde Atakule neden hâlâ başkentin en güçlü simgesi olarak görülüyor, yeni gökdelenlere rağmen bu unvanı nasıl koruyor?

EP
Esra Polat Editör
YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Atakule Neden Ankara Denince Akla Gelen İlk Simgelerden?
EP
Esra Polat Editör

Ankara’da 1989’da açılan ve Türkiye’nin ilk alışveriş merkezi olarak kayıtlara geçen Atakule, bugün hâlâ başkentin en bilinen simgeleri arasında yer alıyor. Çankaya’nın tepesindeki stratejik konumu, 125 metrelik kulesi, geçmişten bugüne uzanan sosyalleşme kültürü ve yenilenen mimarisiyle Atakule; Ankara’nın hem modern yüzünü hem de kolektif hafızasını temsil eden yaşayan bir şehir işareti olarak varlığını sürdürüyor.

ANKARA’NIN MODERN YÜZÜNÜ ATAKULE TEMSİL EDİYOR

Ankara, çoğu zaman "bürokrasi kenti" etiketiyle anılsa da, Atakule’nin 13 Ekim 1989’da açılmasıyla farklı bir kimlik kazandı. O dönem için son derece yenilikçi sayılan alışveriş merkezi konsepti, başkentte günlük hayatı dönüştüren bir kırılma yarattı.

Türkiye’nin ilk AVM’si olarak tescillenen Atakule, sadece alışveriş yapılan bir mekan değil, aynı zamanda "modern yaşamın vitrinidir" algısını yerleştirdi. Sinemadan fast food kültürüne, vitrin gezme alışkanlığından kapalı mekânda sosyalleşmeye kadar pek çok davranış biçimi, Ankaralılar için ilk kez burada günlük rutine dönüştü.

Bu bağlamda Atakule, mevzuatta tanımlanan klasik "ticari yapı" kimliğini aşarak, Ankara pratiğinde bir "kent simgesi" statüsü kazandı. Şehir plancıları ve sosyologlar açısından bu tip yapılar; kent kimliğinin, hafızasının ve yön bulma pratiklerinin önemli unsuru olarak değerlendiriliyor.

KONUMU BAŞKENTE YÖN VERİYOR

Ankara’da bir yapının simgeye dönüşebilmesi için yalnızca mimari açıdan dikkat çekmesi değil, kentte yön tayininde bir referans noktası olması da bekleniyor. Atakule, bu şartı fazlasıyla karşılıyor.

Çankaya’nın yüksek rakımlı bölgesinde, Cinnah Caddesi ile Çankaya Caddesi’nin kesişim noktasında konumlanan Atakule; kentin pek çok noktasından rahatlıkla görülebiliyor. Bu durum, onu günlük hayat içinde fiili bir "pusula"ya dönüştürüyor.

Ankara’nın sokaklarında kaybolduğunu düşünen birçok kişi için Atakule, güneyi ve Çankaya aksını işaret eden bir şehir feneri niteliğinde. Yani mimari varlığının ötesinde, kentsel ölçekte yön bulma ve konumlandırma işlevi taşıyor.

Kent silüetinde hızlı ve düzensiz yükselen gökdelenlere rağmen Atakule, ince ve sade formuyla görsel olarak ayrışmayı sürdürüyor. Bu durum, onu mevzuat anlamında sıradan bir yüksek yapıdan çıkarıp, pratikte "silüet referansı" haline getiriyor.

TOPLUMSAL HAFIZA ATAKULE’Yİ KORUYOR

Ankara’da büyüyen kuşaklar için Atakule, yalnızca bir betonarme yapı değil, çocukluk ve gençlik hatıralarının merkezi olarak konumlanıyor. 1990’lar ve 2000’lerin başında Atakule’de buluşmak, Ankaralı gençler için adeta bir ritüel haline gelmişti.

İlk sinemaya gitme deneyimi, ilk hamburger, ilk doğum günü kutlaması ya da sevgiliyle yapılan ilk buluşma… Tüm bu anılar, Atakule’nin katlarında ve terasında birikti. Bu nedenle, bugün yetişkinliğe ulaşan nesiller için Atakule, kişisel biyografilerin önemli duraklarından biri olarak görülüyor.

Duygusal bağ, kentsel aidiyetin temel unsurlarından biri. Uzmanlar, kentle kurulan bu duygu bağının, hukuki veya idari bir karardan daha güçlü şekilde simge seçiminde etkili olduğunu belirtiyor. Ankara pratiğinde Atakule’nin "sembol" olma hâlinin arkasında da tam olarak bu kolektif hafıza yatıyor.

BOTANİK PARK İLE BİRLİKTE YAŞAM ALANI OLUŞTURUYOR

Atakule’nin hemen eteklerinde yer alan Botanik Park, yapının işlevini yalnızca ticari ve simgesel olmaktan çıkarıp, rekreasyonel bir boyuta taşıyor. Yürüyüş yolları, yeşil alanlar ve seyir noktalarıyla Botanik Park; hem kuleye bakan hem de kule tarafından izlenen bir doğal sahne işlevi görüyor.

Bu bütünleşik yapı; şehir planlamasında aranan "yaşayan kamusal alan" kriterine uyuyor. Yani Atakule yalnızca kapalı mekân değil, çevresindeki parkla birlikte açık hava sosyalleşmesine de zemin hazırlıyor. Bu durum, onu birçok kapalı AVM’den ayrıştıran temel noktalardan biri olarak öne çıkarıyor.

YENİLENEN MİMARİSİYLE ZAMANA AYAK UYDURUYOR

Simgelerin sürdürülebilirliği, yalnızca tarihsel değerle değil, zamana uyum sağlama becerisiyle de yakından ilişkili. Atakule, bu açıdan kritik bir dönüşümden geçti.

Eskiyen ve işlevini yitiren AVM bloğunun yıkılıp yerine güncel mimari yaklaşımlara uygun yeni bir yapı inşa edilmesi; Atakule’yi "nostaljik ama atıl" bir yapı olmaktan kurtardı. İkonik kule kısmının korunması ise, yapı ile Ankara’nın hafızası arasındaki bağı koparmadan modernleşme olanağı sundu.

Bugün Atakule; hem 90’ları yaşamış kuşaklar için tanıdık bir silüet, hem de Z kuşağı ve sonrası için sosyal medya dostu, güncel bir yaşam alanı olarak işlev görüyor. Bu çift yönlü aidiyet, onun başkent simgesi olarak kalıcı olmasını destekliyor.

ANKARA’NIN DİĞER SEMBOLLERİNDEN FARKLI BİR ROL ÜSTLENİYOR

Ankara’nın simgeleri denildiğinde Atakule’nin yanı sıra Anıtkabir ve Kocatepe Camii de akla geliyor. Ancak bu üç yapı, kentin kimliğinde farklı işlevler üstleniyor.

Anıtkabir, Cumhuriyet’in kurucu iradesini ve ulusal birlik duygusunu temsil ediyor. Resmi törenlerin, anma günlerinin ve saygı ziyaretlerinin odağında yer alıyor. Dolayısıyla, manevi ve tarihsel bir merkez konumunda.

Kocatepe Camii, inanç ve gelenek boyutunu taşıyor. Silüette güçlü bir şekilde görünmesine rağmen, günlük sosyalleşme pratiklerinin değil, ibadetin ve dini ritüellerin merkezi olarak öne çıkıyor.

Atakule ise, modern şehir yaşamını, eğlenceyi ve bireysel anıları temsil ediyor. Günlük yaşamın içine nüfuz eden, resmi değil gündelik olan bir sembol niteliği taşıyor.

Bu fark, Atakule’nin Ankara’da "sosyal simge" kategorisinde benzersiz bir yer edinmesine yol açıyor. Böylece başkentin sembol haritasında hem hukuki/statik hem de duygusal/dinamik boyutlar bir arada var olabiliyor.

ANKARA’DA ATAKULE "EVE DÖNÜŞ" HİSSİ YAŞATIYOR

Ankara, hızla değişen yapı stoğu, yükselen gökdelenleri ve dönüşen mahalleleriyle sürekli biçim değiştiriyor. Buna rağmen Çankaya sırtlarından görülen Atakule silüeti, pek çok Ankaralı için "eve döndüm" hissini tetikleyen bir görsel işaret.

Uzmanlara göre bu tür simgeler, kent sakinlerinin mekânsal aidiyet duygusunu güçlendiriyor. Atakule’nin başkentin sembolü olarak varlığını koruması da, tam olarak bu aidiyet ilişkisinden besleniyor. 

Şehir ne kadar büyür ve değişirse değişsin, Atakule’nin ışıkları Ankara’ya dönenlere sanki sessiz bir "hoş geldin" mesajı veriyor.

Yorumlar

Yorum kurallarını okudum ve kabul ediyorum.
Henüz yorum eklenmemiş, ilk yorum ekleyen siz olun.
Sonraki Sayfa