Ankara, Türkiye’nin kalbi deriz ya…
Ne yazık ki o kalbin damarlarından biri olan su, artık düzenli akmaz oldu. Musluğu her açtığımızda bir “acaba bugün var mı?” tedirginliği yaşıyoruz. Başkentte suyun bu kadar kıymetli, bu kadar ulaşılmaz hale gelmesi hem düşündürücü hem de biraz utanç verici değil mi?
Ankara gibi büyük bir metropolde, sık sık yaşanan su kesintileri artık “planlı bakım” bahanesinin çok ötesine geçti. Vatandaş gününü planlayamıyor, esnaf işini yapamıyor, çocuklar sabah okula hazırlanırken “anne su yok” cümlesi normalleşiyor.
Ama asıl tehlike, işte tam da bu alışmak.
Sorun sadece teknik değil; bir anlayış sorunu. Şehrin büyümesi, nüfusun artması, altyapının yetersiz kalması elbette anlaşılabilir. Ancak uzun vadeli çözümler üretmek yerine günübirlik tamirlerle oyalandığımızda, her damla aslında yönetimsel bir eksikliği temsil ediyor.
Oysa su yönetimi bir belediyecilik meselesinden öte, bir gelecek vizyonu meselesidir.
Regüler bakım planları, dijital altyapı takip sistemleri, yağmur suyu depolama projeleri, gri su geri dönüşümü gibi çözümler neden hâlâ gündemin dışında?
Başkent olmanın sadece tabelada değil, hizmette de bir ağırlığı olmalı.
Belki de artık şu soruyu sormalıyız
Bir şehri “başkent” yapan şey nedir?
Binalar mı, yollar mı, yoksa musluktan suyun huzurla akması mı?
Ankara’yı sadece yönetmek değil, yaşatmak gerekiyor.
Ve yaşatmanın ilk şartı da suyun değerini, musluklar kuruduğunda değil, akarken hatırlamaktan geçiyor.