İran her kriz anında aynı başlıklarla konuşuluyor: “Rejim çöktü”, “oyunun sonu”, “bu kez farklı”.
Oysa İran söz konusu olduğunda en büyük hata, sahadaki hareketliliği nihai sonuç sanmak.
Çünkü İran, ani kopuşlarla değil; yavaş ayarlamalarla yol alan bir ülke. Uzun zamandır oturmuş, alışılmış ve kendini defalarca test etmiş bir sistemden söz ediyoruz. Bu sistemin refleksi devrilmek değil, esnemek.
Bugün İran’da yaşananlar bir devrim değil. Toplumsal bir basınç var, doğru. Gençlerin, kadınların ve şehirli kesimlerin gündelik hayatta daha fazla nefes alma talebi giderek görünür hale geliyor. Ancak bu talep, çoğu zaman dışarıdan okunduğu gibi “rejim gitsin” noktasına kilitlenmiyor. Daha çok, baskının dozunun düşürülmesi isteniyor.
Bu ayrım önemli. Çünkü toplumsal patlama ile rejim değişimi aynı şey değil.
İran’da devlet ile rejim artık birbirinden kolayca ayrılabilecek yapılar değil. Güvenlik aygıtı, ekonomi, siyaset ve ideoloji iç içe geçmiş durumda. Böyle bir tabloda sistemin bir anda çökmesi değil, kendini yeniden konumlandırması daha olası.
Nitekim İran rejimi geçmişte de bunu yaptı. Sertleşti, sonra geri adım attı. Baskıyı artırdı, ardından tonunu yumuşattı. Bugün de benzer bir döngünün içindeyiz. Bu nedenle yaşananları “oyunun sonu” diye okumak aceleci olur.
Dış aktörlerin tavrı da bu gerçeği yansıtıyor. İran’a yönelik hamlelerin hiçbiri doğrudan rejimi yıkmayı hedeflemiyor. Asıl mesele, İran’ın hareket alanının sınırlandırılması. Kapasite azaltmak, riskleri kontrol altında tutmak, bölgesel dengeyi tamamen bozmadan baskı kurmak.
Bu da bize şunu söylüyor:
Kimse İran’da ani bir çöküşe gerçekten hazır değil.
Üstelik İran’ın sorunları yalnızca siyasal değil. Enerji, altyapı, su ve ekonomi gibi alanlarda biriken yapısal problemler var. Bunlar rejimi zorlar, evet; ama aynı zamanda rejimi **daha temkinli davranmaya** da iter. Sert ideolojik çıkışların yerini, zaman zaman pragmatik ayarlamalar alır.
Bu yüzden İran’da olan biteni siyah-beyaz okumamak gerekiyor. Ne “her şey dış güçlerin oyunu” demek açıklayıcı, ne de “rejim yarın gider” demek gerçekçi. Saha hareketli, dengeler kırılgan ve her an yeni bir değişken devreye girebilir.
Belki de en sağlıklı yaklaşım şu:
İran’da büyük bir kırılma değil, kontrollü bir yumuşama arayışı var. Bu arayış tutar mı, ne kadar sürer, hangi noktada sertleşir; bunların hiçbiri bugün kesin değil.
Kesin olan tek şey şu:
İran gibi ülkelerde tarih, genellikle bağırarak değil, yavaş yazar.