Ankara’da parkların ruhu neden semtten semte değişiyor?
Ankara’da Seğmenler’le Göksu Parkı neden bambaşka hissediliyor, aynı şehirde park kültürü nasıl üçe bölünüyor, bunun arkasında hangi sosyolojik gerçekler yatıyor?
Ankara’da deniz olmaması nedeniyle parklar, kentin sosyalleşme merkezleri ve adeta “açık hava salonları” olarak kullanılıyor; her semtteki park, o bölgenin gelir düzeyi, eğitim profili, konut dokusu ve günlük yaşam alışkanlıklarına göre farklı bir kimlik kazanıyor. Çankaya hattındaki parklar bireysel ve “şehirli” kullanımı öne çıkarırken, dış çeperdeki büyük rekreasyon alanları aile odaklı piknik kültürünü taşıyor, tarihi merkezdeki Cumhuriyet dönemi parkları ise kentin kolektif hafızasını ve nostaljik Ankara atmosferini yaşatıyor.
ANKARA’DA PARKLAR SOSYOLOJİK HARİTA ORTAYA KOYUYOR
Ankara’da parklar sadece yeşil alan değil, kentin sınıfsal, kültürel ve yaşam tarzına dayalı katmanlarının en net görülebildiği alanlar olarak öne çıkıyor. Şehir plancıları, denizsiz ve karasal iklime sahip bir kentte kamusal açık alanların, günlük hayatın yükünü taşıyan “zorunlu sosyalleşme alanları” haline geldiğini vurguluyor. Bu nedenle Ankara’da park kültürü, mevzuatla tanımlı basit rekreasyon alanları olmaktan çıkıyor, her semtte farklı bir ruhla kendini gösteriyor.
Şehircilik mevzuatına göre park ve yeşil alanlar, planlanan nüfusa göre kişi başına belirli metrekareler üzerinden hesaplanıyor. Ancak Ankara pratiğinde sadece metrekare değil, parkı kullanan kitlenin profili ve kullanım biçimi, bu alanlara sosyolojik bir anlam yüklüyor. Aynı kent içinde Seğmenler Parkı’nda kahve eşliğinde kitap okuyan bir üniversite öğrencisi ile Göksu Parkı’nda mangal başında toplanan geniş aileler, farklı yaşam tarzlarının kamusal alana yansıyan iki ucu olarak dikkat çekiyor.

ÇANKAYA HATTINDA PARKLAR ŞEHİRLİ VE BOHEM YAŞAMI YANSITIYOR
Ankara’nın Çankaya hattında yer alan Seğmenler, Kuğulu ve Botanik gibi parklar, mevzuat anlamında standart şehir parkı statüsünde görünse de kullanım pratiği açısından “şehirli ve bohem” bir karakter taşıyor. Bu parklarda zemin kullanımı, bank ya da çardak etrafında değil, çimlere doğrudan oturma kültürü etrafında şekilleniyor. Kullanıcı profili ağırlıklı olarak üniversite öğrencileri, beyaz yakalı çalışanlar ve sanatla ilgilenen genç yetişkinlerden oluşuyor.
Bu parkların tipik manzarasında termosla taşınan kahve, sandviç, kitap, akustik gitar ve köpek gezdiren kullanıcılar öne çıkıyor. Sessiz veya düşük sesli müzik tercihleri, hafif sohbetler ve uzun süreli bireysel zaman geçirme alışkanlığı bu alanların ruhunu belirliyor. Mangal dumanının neredeyse hiç görülmemesi, çekirdek kabuğunun sınırlı kalması, buna karşılık karton kahve bardağı ve piknik örtüsüne eşlik eden laptop görüntülerinin artması, bu parklarda günlük hayatın “uzatılmış oturma odası” gibi yaşandığını ortaya koyuyor.
Uzmanlar, bu bölgelerdeki parkların, Tunalı Hilmi çevresi gibi yüksek yaya yoğunluğu olan ticari akslara yürüme mesafesinde olması nedeniyle, konut ile kafeler bölgesi arasında bir tampon kamusal alan görevi gördüğünü belirtiyor. Böylece Tunalı tarafında yaşayanlar için park, eve terlikle inilip köpek gezdirilen, ders çalışılan, kısa molalar verilen bir arka bahçe işlevi kazanıyor.
DIŞ ÇEPERDEKİ BÜYÜK PARKLAR AİLE VE PİKNİK KÜLTÜRÜNÜ TAŞIYOR
Eryaman, Sincan, Gölbaşı gibi bölgelerdeki Göksu, Mogan, Harikalar Diyarı, Mavi Göl gibi parklar ise Ankara’da “hafta sonu tatil köyü” fonksiyonu görüyor. Planlama mevzuatında geniş ölçekli rekreasyon alanı olarak sınıflanan bu parklar, yapay gölet, lunapark, çocuk oyun alanları, piknik masaları ve mangal bölümleriyle aile odaklı kullanım üzerine kuruluyor.
Bu parklarda günün erken saatlerinden akşama kadar süren uzun konaklama süreleri dikkat çekiyor. Vatandaşlar, semaver, geniş kahvaltılık hazırlık, mangal ekipmanı, kamp sandalyeleri ve çocuklar için bisiklet, scooter gibi araçlarla parka geliyor. Gürültü seviyesi doğal olarak yüksek seyrederken, çocuk sesleri, oyun havaları ve kalabalık uğultusu bu parkların temel ses manzarasını oluşturuyor.
Göksu Parkı’nda birçok aile, gölet çevresinde yürüyüş yaptıktan sonra piknik alanlarında bir araya geliyor, lunapark ve deniz bisikleti gibi eğlencelerle günü tamamlıyor. Şehir merkezindeki “kısa mola” parklarına karşılık, bu parklar “tüm gün kalınan açık hava sosyal mekânları”na dönüşüyor. Şehir plancılarına göre, bu bölgelerde apartman yoğunluğu yüksek ve konut içi yaşam alanları sınırlı olduğu için, parklar fiilen “ortak yaşam odası” görevi üstleniyor.

TARİHİ PARKLAR CUMHURİYET HAFIZASINI YAŞATIYOR
Gençlik Parkı, Kurtuluş Parkı, Güvenpark gibi Ankara’nın eski parkları ise kentin Cumhuriyet dönemi hafızasını taşıyan, koruma planları ve kentsel sit kararlarıyla çevrelenen alanlar olarak öne çıkıyor. Bu parklarda kullanıcı profili daha karışık; öğrenciden emekliye, esnaftan memura kadar her kesimden vatandaş bu alanları geçiş, buluşma veya kısa dinlenme noktası olarak kullanıyor.
Gençlik Parkı’nda tren sesleriyle kuş seslerinin iç içe geçtiği atmosfer, hem şehir içi hareketliliği hem de nostaljik bir Ankara imgesini aynı anda barındırıyor. Emeklilerin gazete okuduğu, çay bahçelerinde oturarak geleni geçeni izlediği bu parklar, daha ağırbaşlı ve köklü bir hissiyat yaratıyor. Güvenpark gibi merkezî alanlarda dolmuş durakları ve toplu ulaşım bağlantıları, parkı aynı zamanda bir bekleme ve toplanma yüzeyi haline getiriyor.
Uzmanlar, bu parkların imar planlarında sadece yeşil alan olarak değil, “kültürel peyzaj” bileşeni olarak ele alınması gerektiğine işaret ediyor. Zira bu alanlarda bulunan anıtlar, havuzlar, eski ağaç dokusu ve yerleşik çay bahçeleri, Ankara’nın kent kimliğinin vazgeçilmez parçaları olarak kabul ediliyor.
SEĞMENLER VE GÖKSU FARKI ANKARA’NIN YAŞAM TARZINI OKUTUYOR
Ankara’daki farkı en görünür kılan örneklerden biri Seğmenler Parkı ile Göksu Parkı arasındaki kullanım biçimi. Seğmenler’de kullanıcılar çimlere doğrudan oturmayı tercih ediyor, çoğu zaman herhangi bir sabit mesire yapısına ihtiyaç duymuyor. Göksu’da ise çardak, bank ve sabit piknik masaları adeta zorunlu hissettiriyor; aileler masayı merkez alarak çevresinde toplanıyor.
Yiyecek içecek örüntüsü de iki park arasındaki sosyolojik farkı ortaya koyuyor. Seğmenler’de termos kahve, hafif atıştırmalıklar, sandviç ve kimi zaman şarap eşliğinde sakin bir zaman geçirme tercih edilirken, Göksu’da semaver çayı, mangal, geniş kahvaltı sofraları ve çok kişilik paylaşılan yemekler öne çıkıyor. Bu durum, bireysel ya da küçük arkadaş gruplu zaman ile geniş aile odaklı sosyalleşme arasındaki farkı görünür kılıyor.
Kıyafet kodu düzeyinde dahi ayrışma gözleniyor. Seğmenler’de rahat, spor, “şehirli-hipster” tarzı giyimle çimlere yayılan gençler dikkat çekerken, Göksu’da aile ziyaretine uygun günlük ama biraz daha özenli kıyafetler yaygın. Seğmenler’in temel teması “şehirden zihnen uzaklaşmak” şeklinde okunurken, Göksu’da tema “şehirle ve aileyle birlikte eğlenmek” olarak ortaya çıkıyor.

ANKARA’DA PARKLAR AÇIK HAVA SALONLARINA DÖNÜŞÜYOR
İklimin sert, binaların yoğun ve gri olduğu Ankara’da parklar, vatandaş için kapalı mekânların devamı olan “açık hava salonları”na dönüşmüş durumda. Tunalı çevresinde yaşayanlar parka, eve inermiş gibi kısa ve sık aralıklarla uğruyor, köpeğini gezdirip kitabını okuyor. Eryaman ve Sincan tarafında ise park, özellikle hafta sonları tam gün süren bir kaçış ve toplanma alanı olarak kullanılıyor.
Şehircilik uzmanları, Ankara’da park kullanımına dair bu pratiklerin, yerel yönetimlerin park planlamasında dikkate alınması gerektiğini, semtlerin gerçek yaşam kültürüne uygun düzenlemeler yapılmasının önem taşıdığını vurguluyor. Böylece Ankara’daki parklar, sadece plan notlarında geçen yeşil alanlar olmaktan çıkıp, kentin ruhunu yansıtan kamusal mekânlar olarak varlığını sürdürüyor. Sonuçta Ankara parklarının ruhu, aslında Ankaralıların gündelik hayatının ta kendisi olarak okunuyor.